Leman`dan Erdoğan Ve Kürtaj Karikatürü


Leman'dan Erdoğan'a çok ağır kürtaj kapağı
Mizah dergisi Leman, Erdoğan'ın kürtaj çıkışını kapağına taşıdı.


Leman Dergisi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Kadın Kollları toplantısında söylediği "Her kürtaj bir Uludere'dir. Kürtaja karşıyım" sözlerini kapağına taşıdı.

Leman kapağına taşıdığı karikatürde, Erdoğan'a seslenen gazetecileri gösteriyor. O karikatürde ise Yiğit Bulut, Emre Aköz, Engin Ardıç, Fehmi Koru ve Serdar Turgut hamile olarak karikatürize edildi.
İşte o kapak...


Damat Adayı`Elleşmeyen Kız istiyorum`




Damat adayının ilginç gelin adayı kriteri
Damat adayının gelin adayı kriteri: ELLEŞMEYEN KIZ ARIYORUM!


Flash TV'de yayınlanan evlilik programı Ne Çıkarsa Bahtıma'da, Kilisli damat adayının gelin adayı kriterleri ekranları başındakileri ve srüdyodakileri güldürdü.
ELLEŞMEYEN KIZ ARIYORUM

Kilis'ten programa katılan damat adayı ilk önce kendini bir güzel tanıttı. Ardından aradığı gelin adayı kriterlerini sıralan damat adayı, "Elleşmeyen kız arıyorum" dedi. Programın sunucusu Sibel Yıldız, damat adayının bu sözlerine çok şaşırdı.

Buda Sanaldaki`Oğlum Bak Git `Geyikleri

--------------------------------------------------------------------------



---------------------------------------------------------------------

---------------------------------------------------------------------



--------------------------------------------------------------------

------------------------------------------------------------------------

--------------------------------------------------------------------

----------------------------------------------------------------------

-----------------------------------------------------------------------

Oğlum Bak Git Hayvanlar Aleminde Ve Sinemalarda






Buda Sinema Version

Bülent Ersoy Neden Kadın Oldu?

http://www.turknostalji.com/uploads/news/bulent_ersoy_kadin_oldu_manset.jpg

Bülent Ersoy, kadınlığa ilk adımı attığı Londra'daki ameliyattan sonra Allah'a şükredip, af diledi.

Bülent Ersoy’un hayat hikayesi; Bülent Ersoy neden cinsiyet değiştirdi?



Bülent Ersoyun gerçek ismi Bülent Erkoç’tur. Bülent Ersoy 9 Haziran 1952 yılında Malatya’da doğdu.

Bülent Ersoy sanat hayatına özel müzik dersleri alarak başladı. Müteakiben İstanbul Belediye Konservatuarı’nı başarıyla bitirdi. 1960 yılında ailesi ile birlikte Malatya’dan İstanbul’a göç ettiler. 1971 yılında ilk 45′liği Saner Plak’tan çıktı. (Lüzûm Kalmadı ve Neye Yarar Gelişin). 1974′te Büyük Maksim Gazinosu’nda sahneye çıktı.

Klasik Türk müziği dalında eğitim görmüştür. Üstün müzik bilgisi ile diğer müzik türlerinde eserleri bile direkt notadan seslendirebilmektedir. Tangodan türküye, aryadan operaya, mehter marşından rock müziğine kadar) az sayıda da olsa popüler eserler de seslendirdi ve onlarca albümü yayınlandı.

1997 yılında Uluslararası Montu Merid Müzik Doktoru unvanıyla ödüllendirildi. Ulusal ve uluslararası birçok konser vermiş olup, otuzyedi yıla yaklaşan sanat yaşamında pek çok ilke imza atan Bülent Ersoy, dünyaca ünlü yıldızların sahne aldığı salonlarda konser verdi.

1980 yılında London Palladium’da ve 1983 yılında Madison Square Garden’da sahne alan ilk Türk sanatçısı oldu. 30 Mart 1997’te ise Ümmü Gülsüm’den sonra, etnik müzik sazlarıyla Paris Olympia müzikholünde sahne alan ilk sanatçı oldu. Dario Moreno’dan sonra Olympia’da konser veren ilk Türk sanatçısı olan Bülent Ersoy, elli kişiden oluşan orkestrasıyla dört saat süren bir program sundu.

Bulent Ersoy, Paris Olympia’da sahne almadan önce Fransız Devlet Televizyonu’na bir röportaj vermiş ve bu röportajda kendisine yöneltilen “Türkiye sizin gibi bir sese yıllarca yasak koydu, nasıl yorumluyorsunuz?” şeklinde bir soruya “O bizim ülkemizin iç işi.” şeklinde yanıt vermiştir. Ayrıca Bülent Ersoy’a Olympia Konseri’nin ardından Azerbaycan, Devlet Sanatçılığı unvanını vermiştir.



http://www.nostostr.com/wp-content/uploads/2013/06/bulent-ersoy-22.jpg Bugüne değin otuzun üstünde albüme imzasını atan sanatçı, Türk Müzik Tarihi’ne ismini altın harflerle yazdırdı ve klasik, alaturka şarkılar alanında gelmiş geçmiş en önemli yorumcular arasında yer aldı. Müzik yaşamı boyunca sayısız ödül aldı. Herkesin takdirini kazanan geniş entervalli ve yüksek volümlü sesi, Japonya’da ses laboratuvarlarında yapılan testler sonucu ‘yüzde yüz kusursuz’ bulundu ve 1997 yılında Uluslararası Montu Merid Müzik Doktoru ünvanıyla ödüllendirildi.

Sahneye çıktığı yıllardan itibaren, cinsel tercihi doğrultusunda görüntüsü hızla değişti. O yıllarda bu konumuyla ilgi çektiği kadar tepkilerle de karşılaştı.

1980 Ağustos’unda İzmir Fuarı’nda bir iddiaya göre seyircinin ‘aç, aç’ tezahüratına karşılık vererek göğüslerini açınca İzmir Cumhuriyet Savcılığı, hakkında soruşturma açtı. Eylül 1980′de Kordon’daki evinde bir hâkime hakaret edince tutuklanarak Buca Cezaevi’ne gönderildi. 12 Eylül darbesi sonrasında Ocak 1981′de kadın kılığında sahneye çıkan bütün erkek sanatçılarla birlikte sahne yasağı aldı. 14 Nisan 1981′de Londra’da geçirdiği cinsiyet değiştirme ameliyatıyla kadın oldu. Ancak ‘pembe nüfus kağıdı’ alması yıllar sonra, sahne yasağını da kaldıran dönemin başbakanı Turgut Özal’ın öncülüğünde çıkartılan bir kanun sayesinde oldu.

Bülent Ersoy yasaklı olduğu yıllarda çeşitli Avrupa ülkelerinden vatandaşlık teklifi almıştır. Türk ordusu hakkında olumsuz beyanatlar vermesi de teklif edilen sanatçı, bu tarz yolları tercih etmeyerek milliyetçi bir duruş sergilemiştir. Bülent Ersoy 1989 yılında Adana’da verdiği bir konser sırasında bir seyirciden gelen ‘Çırpınırdın Karadeniz’ adlı isteği farklı bir makamda olduğu için (okumayınca?) kurşunlanarak bir böbreğini kaybetmiştir. Sanatçı yıllar sonra kendisini vuran kişiyi affetmiştir. En son albümünü 2001 yılında çıkartan sanatçı, halen çeşitli konserler vermektedir.2007 yılında yaşça kendisinden bir hayli küçük olan Armağan Uzun ile evlendi ancak mutlu beraberlik kısa sürdü ve 2008 yılının ocak ayında boşanmak için mahkemeye başvurdu.


Oğlum Bak Git - Tekken Versiyon






Buda normal versiyonu



Temizlik işçisi bir Liseli gencin kemerini çıkararak "efelenmesine" sabrediyor ve...Headshot

İstanbul'u Yaktılar Yıktılar Skyfall'ın Fragmanında Tek Kare Yok




Skyfall'ın fragmanında İstanbul'dan tek kare yok
Çekimlerinin bir kısmı İstanbul'da yapılan Skyfall filminin fragmanı yayınlandı.


James Bond filminin çekimlerinin tamamlanmasının ardından yayınlanan fragmandaki detay dikkatlerden kaçmadı.
İSTANBUL'UN ALTINI ÜSTÜNE GETİRDİLER

007 James Bond serisinin son filmi 'Skyfall'un İstanbul Eminönü ve Beyazıt'ta gerçekleşen çekimleri için, önce ağaçlar kesildi, yollar kapatıldı. Sonra bir motosikletli, kovalamaca sırasında tarihi bir binada yer alan mücevher dükkanının vitrinini paramparça etti. Aralarında Hürrem yüzüğünün de bulunduğu birçok özel mücevherat yerlere saçıldı. Bu duruma tepki gösteren tarihçiler, yapıların tahrip edildiği gerekçesiyle çekimlere izin veren yetkili kurumları sert bir dille eleştirmişti.
FRAGMANDA İSTANBUL YOK

Tamamlanan çekimler sonrası yayınlanan 1 dakika 25 saniyelik fragman izlenme rekorları kırarken, özellikle bir detay Türk izleyicinin gözünden kaçmadı. Ünlü paylaşım sitesi Youtube'de 1 milyondan fazla kişi tarafından izlenen fragmanda İstanbul'la ilgili herhangi bir sahneye yer verilmezken, Adana'da yapılan çekimlerden 0.3 saniyelik bir kesite yer verildi.


Sağ Salim Fragman -Komik-




Hayatını nakliyecilik yaparak kazandıran salimin başı kabus gördüğü bir gecenin sabahında muhtarın kapısına gelerek sivastan bir cenaze taşımasını istemesiyle türlü belalara girer. rüyanın etkisi ile bu işi istemesede muhtarı kıramaz ve macera dolu serüven böylece başlamış olur. fragmanın da bile kahkaha attıran film 18 mayıs 2012 de vizyonda.

Öz Hakiki Karakol Fragman -Komik-




Öz Hakiki Karakol 18 Mayıs'ta vizyonda
Senaryosunu İbrahim Güler ve Erdal Bektaş’ın yazdığı, yapımcılığını Arkadaş Yapım ve Medya Mühendisi’nin üstlendiği, İbrahim Güler’in yönettiği “Öz Hakiki Karakol” filmi, 18 Mayıs 2012 Cuma günü vizyona giriyor

Öz Hakiki Karakol 18 Mayıs'ta vizyonda



Başrollerini Cengiz Bozkurt, Emin Maltepe, Oktay Gürsoy, Serkan Genç, Sezgin Cengiz ve Hasan Demirtaş'ın paylaştığı, “Herkesin içinde bir polis vardır” ana fikrinden yola çıkan filmin öyküsü şöyle: Cezaevinden yeni çıkan üç kağıtçı Hasan (Cengiz Bozkurt), yaptığı soygun planını uygulamak için beceriksiz mahalle arkadaşlarıyla birlikte dolandırıcılığa tövbe etmiş Kuzey Baba’yı ikna etmeye gider. Kısa yoldan zengin olma hayaliyle yanıp tutuşan gençler, birden kendilerini çakma bir köy karakolunda polis olarak bulurlar.

Matador Mehmet Topal






Mehmet Topal matador oldu
Valencia'da forma giyen milli oyuncumuz Mehmet Topal matadorluğa heveslenmiş.


Mehmet Topal matador oldu

La Liga ekiplerinden Valencia'da forma giyen milli oyuncumuz Mehmet Topal İspanya'ya transfer olduğundan beri ara sıra küçük Arena'lara gidip matadorluk yapıyor.
KIZGIN BOĞADAN TOPAL'A BOYNUZ

Arena'da eline aldığı pelerinle uzun süre boğayı kızdırmaya çalışan Topal ve arkadaşları sonunda muradlarına erdiler. Kızgın Boğa Mehmet Topal'ı kovaladıktan sonra boynuz darbesini Topal'a geçirdi. Bu darbeden sonra Milli oyuncu kendini Arena'nın dışına zor attı.

Evren ve Erdoğan Gırgır'ın Kapağında


Evren ve Erdoğan Gırgır'ın kapağında
Haftalık mizah dergisi Gırgır'dan Cihan Kırmızıgül'le ilgili kapak.


Haftalık mizah dergisi Gırgır bu haftaki sayısında, Kenan Evren'in "Asmayalım da besleyelim mi" sözüne göndermede bulundu.
İşte Gırgır'ın o kapağı;


Yavuz Sultan Selim Ve Zehirli Kaftan Olayı


Yavuz Sultan Selim ve zehirli kaftan olayı
Yavuz Sultan Selim hem kardeşine hem de oğlu Kanuni Sultan Süleyman'a bu kaftanı yolladı
Babası Sultan İkinci Bayezid padişah olduktan sonra, askeri sevk ve devlet idareciliğini öğrenmesi için, Şehzade Selim'i Trabzon Sancağı'na tayin etti.
Şehzade Selim, Trabzon'da devlet işlerinin yanında ilimle uğraşır ve büyük alim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip ederdi.
Trabzon'u çok güzel idare eden Şehzade Selim'in bu arada komşu devletlerle de ilişkisi oldu.
Yavuz Sultan Selim, uzun boylu, geniş omuzlu, kalın kemikli, omuzlarının arası geniş, yuvarlak başlı, kırmızı yüzlü uzun bıyıklı ve yiğit bir padişahtı. Sert tabiatlı ve cesurdu. Kuvvetli bir ilim tahsili yapmıştı.
Valiliği sırasında Trabzon halkını rahat bırakmayan Gürcüler üzerine üç sefer yaptı.
En önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına kattı (1508).
Buralarda yaşayan Gürcülerin hepsi müslüman oldular.
Çok güzel ata biniyor, devrin en meşhur silahşörlerini alt edecek kadar iyi kılıç kullanıyordu.
Güreşmekte, ok ve yay yapmada üstüne yoktu.Harpten hoşlanmakla beraber çok ince bir ruha da sahipti.
Mütevazi bir kişiliğe sahip olan Yavuz Sultan Selim, her öğün yemekte tek çeşit yemek yerdi ve ağaçtan tabaklar kullanırdı.
Gösterişten hoşlanmaz, devlet malını israf etmezdi. Babasından devraldığı tatminkar hazineyi ağzına kadar doldurdu.
Hazinenin kapısını mühürledikten sonra, söyle vasiyet etti:'Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Humayun benim mührümle mühürlensin.'
Bu vasiyet tutuldu. O tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı daima Yavuz'un mührüyle mühürlendi. Yavuz Sultan Selim, ataları hep sakal uzattıkları halde sakalını keserdi.
Bunun sebebini soranlara 'Sakalımı ele vermemek için kesiyorum' dediği rivayet edilir.
Mısır Seferi sonunda Suriye, Filistin ve Mısır Osmanlı hakimiyetine girdi. Ayrıca Hicaz ve yöresi de Osmanlı topraklarına katıldı.
Doğu ticaret yolları tamamen Osmanlıların eline geçti. Elde edilen ganimetler ve alınan vergilerle Osmanlı Hazinesi doldu.
6 Temmuz 1517'de Emanet-i Mukaddese (Mukaddes Emanetler) denilen ve aralarında Hz.Muhammed'in (S.A.V) hırkası, dişi sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderildi. 29 Ağustos 1516'da Hilafet Abbasi soyundan Osmanlı Soyuna geçti.
Yavuz Sultan Selim, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Abbasi halifesi Üçüncü Mütevekkil'den (kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn) Haremeyn-i Şerifeyn,
yani Mekke ve Medine'nin hizmetkarı ünvanını devraldı ve böylece bütün Müslümanlar'ın dini ve siyasi lideri oldu.
Yavuz'un çok düzenli çalışan bir casus teşkilatı vardı.
Bu sayede ülke içinden ve dışından istediği bilgileri alan Yavuz Sultan Selim'in adam seçiminde büyük bir isabet yeteneği vardı.
Yavuz Selim en başından beri Padişah olmayı istiyor ve bütün planlarını bu hedefi üzerine yapıyordu.


Taht için uğraşması gereken 8 kardeş bir o kadar da yeğenleri vardı. Şehzade Ahmet, herkesten ziyade tahta geçmek için şanslıydı, hem yaşı hem de saltanat sırasına göre.Kaynaklarda Yavuz Selim ile Şehzade Ahmet arasındaki bu taht mücadelesinin sebep ve neticeleri bir kaç farklı şekilde anlatılsa da neticede
Şehzade Ahmet, babası II.Beyazıd'ın isteği ve durumum gerektirdiği şartlar dahilinde tahta geçmeye hak kazanıyor ancak kısa zaman sonra Yavuz Selim'in büyük oyununa direnemiyor. Selim, şehzadeliği sırasında Yeniçerilerle iyi olan bağları sayesinde Kardeşini tahttan indiriyor. Rivayetlerden birinde ona hediye olarak bir kaftan yolluyor.
Zehirli olan bu kaftanı giyen Ş.Ahmet, böylelikle vefat ediyor. Oğullarından ikisi ise İran devletine sığınıyor.
Şimdiki zamandan baktığımızda dehşet verici hadise olarak görmemiz doğaldır ancak unutmamalıdır ki,saltanat ile yönetilen koca bir imparatorluğun akıbeti için her türlü ihtimali düşünmeleri gerekmiştir.
Yavuz'un dedesi Fatih Sultan Mehmet de bu elzem sebep için tarihi bir fetva çıkarmıştır.-Kardeş katlinin vacibliği-
Gelelim oğlu Kanuni Sultan Süleyman'a gönderdiği rivayet edilen kaftan meselesine
Ana sebep, Süleyman'ın henüz erken bir zamanda taht mücadelesine girme ihtimali gibi görünse de aktarılan rivayet hayli şaşırtıcı bir sebebe dayandığını söylüyor.
Yavuz Sultan Selim, zehirli kaftan'ı Şehzade süleyman'a da manisa'da vali iken göndermiş,Pargalı kaftanın zehirli olduğunu anlayarak Süleyman'ı ölümden kurtarmıştı.
Sultan Selim, Süleyman yerine kendisine benzerliği ile bilinen başka bir cariyesinden olan oğlunun padişah olmasını istiyordu.
Görüldüğü gibi Yavuz Selim kardeşini öldürmüş ama oğlunu öldürememiştir.Ne acıdır ki Kanuni Süleyman, öz oğlu Mustafayı öldürecektir. Taht kavgasını bahane göstererek.
İşte bu Fatih'in torunlarının kadim geleneğiydi.Topkapı sarayının kapısında yazılı levhada:Allah yeryüzünün idaresini sultana (Türk hakanına) vermiştir yazısı yerleştirilmiş,
Aynı kapının sol duvarı üzerine de O, yeryüzünde insanlar üzerindeki zulmü ortadan kaldırmakla görevli ve halkın koruyucusudur sözleri yerleştirilmiştir.
Sarayda verilen ölüm cezaları, Topkapı Sarayı bahçesinde bulunan bir çeşmenin önünde infaz edilirdi,
Osmanlı sultanları ve şehzadelerinin kanı dökülmez, yay kirişi, ip ve kementle boğularak öldürülürlerdi.Bu öldürme şekli Türklerin Müslüman olmadan önceki dinleri olan Şaman inancından gelmekteydi.
Üçüncü Mehmet(Fatih), 19 çocuk ve yetişkin şehzade kardeşlerini bir gecede dilsiz cellatlara boğdurmuştu.
Ertesi günü Divanı Hümayun avlusuna üzeri kıymetli örtüler, kıymetli taşlarla bezenmiş sorguçlar ve kavuklar bulunan 19 şehzade tabutu konmuştu.
Yavuz Selim'in Seceresi: 1- Ayşe Hâtûn; Mengli Giray I’in kızı ve Beyhan ile Şah Sultân’ın annesi.
2- Ayşe Hafsa Hâtun; Kanunî, Hatice, Fatma ve Hafsa Sultânların annesi.
ÇOCUKLARI: Kanunî Sultân Süleyman Hân, Şehzâde Orhan, Şehzâde Musa, Şehzâde Korkut,
Gevher Hân, Hatice, Beyhan, Hafsa, Fatma ve Devlet-Şahî Sultân
Yavuz Sultan Selim, tahtı devraldığında 2.375.000 km.kare olan Osmanlı topraklarını sekiz yıl gibi kısa bir sürede 6.557.000 km.kareye çıkarmayı başardı.
Hayatının son dakikalarında Yasin-i Şerif okuyordu. Kanuni Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra,onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirdi.
Tarihçiler, Yavuz Sultan Selim'i sekiz yıla seksen yıllık iş sığdırmış büyük bir padişah olarak değerlendirdiler.


Doktora`Gözünüz Aydın`Dayağı


'Doktor gözünüz aydın tümör yok' deyince dayağı yedi
Tokat'ta özel bir hastanede beyin cerrahı olarak görev yapan Mehmet Cengiz Çepoğlu, ’Oğlunuzda tümör yok’ diye müjde verdiği hasta yakınlarının saldırısına uğradı. Yaralanan uzman doktor 1 ay hekimlik yapamayacak

DHA
'Doktor gözünüz aydın tümör yok' deyince dayağı yedi Tokat'tın Turhal ilçesinde yaşayan Aslan Gani A., rahatsızlanan 13 yaşındaki oğlu T.A.’yı tedavi için bazı hastanelere götürdü. Yapılan mueyenelerde çocuğun beyninde tümör olduğu teşhisi konuldu. Oğlunun beyninde tümör olduğunu sanan baba Aslan Gani A., tedavi için özel hastaneye getirdi. Burada beyin cerrahı olarak görev yapan Mehmet Cengiz Çepoğlu tarafından tedavi altına alınan T. A.’nın beyninde tümör değil gliozis olduğu tespit edildi. Uzman doktor Mehmet Cengiz Çepoğlu, iki yıldır oğlunun beyninde tümör olduğunu bilen babaya müjdeli haberi verdikten sonra polikinlikte saldırıya uğradı. Saldırıda burnu ve elinde kırıklar oluşan doktor Çepoğlu’nu meslektaşları kurtardı. Doktoru darp eden hasta yakını Aslan Gani A., polis tarafından gözaltına alındı. Hastanede polise ifade veren Doktor Çepoğlu, başka hastanelerde 13 yaşındaki T.A’nın beyninde tümör olduğu teşhisi konulduğunu, kendisinin ise bunun aksine tümör olmadığı yönünde müjdeli haber verdiğini belirterek, "Şimdi ben bir aileye müjde verdim. Pek çok hekimi gezmişler, dolaşmışlar beyninde tümör olduğunu söylemişler. Ben gözünüz aydın beyinde tümör yok, gliozis var. İlaçlarını düzenleyeceğiz dedim ve mutlu şekilde çıktılar. Yarım saat sonra tekrar geldiler, ’Bırak bu gliozis işlerini biz sizi şikayet edeceğiz’ dediler. Sonrada saldırdılar. Başka diyeceğim bir şey yok. Gliozis kelimesine internetten bakmaları için eğildim not yazarken babası burnuma vurdu. Kendimi korurken de elime vurdu" dedi.

Saldırı sonrası elinde oluşan kırıklar nedeniyle ameliyat olacağını söyleyen Çepoğlu, "Acil beyin ameliyatı olması gereken hastalarıma müdahale edemeyeceğim. Yoğun bakımda bir hastam var. İstanbul’dan ameliyat olmaya geldi. Bir omurilik tümörü var. Sivas’tan, ayağı kötü bir hastam var, Amasya’dan geldi. Bunların ameliyatını gidip hastalara bu olaydan dolayı yapamayacağımı söyleyeceğim. Çok üzgünüm. En çok yoğun bakımdaki hastama üzülüyorum. 1 ay meslektaşlarım hekimlik yapamayacağımı söyledi. Ben cerrahım. Müjdenin karşılığında böyle bir şey oldu. Kimsenin inanacağını zannetmiyorum ama inşallah inanırlar" diye konuştu.

Profilo Anneler Günü - Yavrum Seni Like Ettim



Yavrum Seni Like Ettim reklamı - Video
Profilo'nun bu yıl Anneler Günü'ne özel hazırladığı reklam filmi büyük ilgi gördü.


Anneler Günü'nün yaklaşmasıyla çeşitli reklam kampanyaları ve kısa reklam filmleri yayınlanmaya başladı.

Bu reklam filmleri içinde en çok ilgi çeken ise Profilo'nun 'Like Ettim' reklamı oldu. 'Teknolojiyi Profilo'larla takip eden annelerimiz, yavrularını Facebook'tan takip ediyor' temasıyla hazırlanan reklam filmi paylaşım sitelerinde de büyük ilgi gördü.

Geçtiğimiz yıl da Profilo yine Anneler Günü'ne özel hazırlamış olduğu 'O Tabak Bitecek' reklamıyla adından söz ettirmişti.

Çin Narkozu Yetmedi,Ameliyat Masasında Doktora Dayak




Bu video Adobe Flash Player'ın son sürümünü gerektirmektedir.

Adobe Flash Player'ın son sürümünü indirin.



Ameliyat masasında doktora dayak
Doktora şiddet Çin'de de kendini gösterdi.


Çin'de alkollü olduğu iddia edilen bir hasta ameliyat masasında doktorların kendisine sorduğu sorulara sinirlenip narkozlu halde doktora saldırdı.
AMELİYATHANEYİ DAĞITIP DOKTORU DÖVDÜ

Bir türlü sakinleştirilemeyen hasta ameliyathaneyi dağıtıp doktoru dövünce doktorlar ameliyatı yapmaktan vazgeçti ve rapor aldı.


Gırgır Gülen'e Krampon Giydirdi


Gülen'e krampon giydirdiler
Gırgır şike operasyonunun gölgesinde kalan süper ligi kapağına böyle taşıdı...
Gülen'e krampon giydirdiler Gırgır'dan olay yaratacak bir kapak daha!

Dergi, Fenerbahçe ile Galatasaray arasında oynanacak şampiyonluk maçını, Fethullah Gülen'e krampon giydirerek kapak yaptı.

İlk Otomobil`i Kim Buldu?




Arabayı kim buldu
Arabanın icat edilmesi
Arabalar Tarihi

1680— Çalışabilen ancak kullanışlı olmayan ilk içten yanmalı motor 1680 yılında Hollandalı Christiaan Huygens ’in yaptığı barutun yanması ile çalışan pistonlu makine oldu. Kapalı bir silindir içinde patlayan barut kayabilen bir pistona etki ederek piston’un hareket etmesini sağlamaktaydı.

1698— İngiliz Thomas Javery ilk buharlı makinayı yaptı

1769— İngiliz James Watt uzun süreli çalışan buharlı makinayı yaptı

1769— Kendi kendine hareket hareket eden ilk araç Fardier İsveçli mühendis ve topçu yüzbaşı

1769 FardierNicolas Joseph Cugnot ( 1725-1804 ) tarafından yapılmıştır.

1787— Oliver Evans Amerikada yolcu taşıyan araç yapmıştır.

1794—İngiliz mühendis Mr. Robert Street , terementin ve hava karışımını bir alevle ateşleyerek çalışabilecek bir motor projesi yaptı. Motor tersine çevrilmiş bir silindir ve hareketli bir pistondan meydana gelmişti.Silindirin alt tarafı veya silindir kafası bir ocakla ısıtılırken üst kısımları suyla soğutulmaktaydı. Bu ilk makinede birkaç damla terebantin esansı yakacak olarak kullanılmakta ve yanmayı temin edecek havayı silindire çekebilmek için piston bir levye vasıtasıyla hareket ettirilerek yukarı kaldırılmaktaydı. Ayrıca piston, silindir kafasına açılmış bir aralığa temas ettirilen harici bir alevin karışımı yakması veya meydana gelen patlama ile de yukarıya hareket edebilmekteydi. Silindirlerin su ceketiyle soğutulması, meydana gelen gayet düşük basınç dolayısıyla pistonun aşağıya dönüşünü temin içindi.Motorun çalışabilmesi için içine hava pompalanması gerekiyordu .Bu buluş bazı sakıncaları nedeniyle uygulama alanı bulamadı ama sonradan bu alanda çalışacaklara ön fikir verdi..

1796—Murdock katı yakıtlardan hava gazı elde etmeyi başarmıştır. Hava gazı özellikle maden kömüründen özel yöntemlerle elde edilir içten yanmalı motorlarda yakıt olarak kullanılan hava gazı bu motorların gelişmesinde önemli rol oynamıştır

1801—İngiltere’de Richard Trevithick buharlı otomobil yapmıştır.

1824— Sonradan içten yanmalı makinelerin, özellikle diesel motorlarının temel ilkeleri, genç bir Fransız mühendisi Sadi Carnot tarafından ortaya atıldı:

a — Yakıtın sıkıştırılmış hava içinde kendiliğinden yanışı . 15/1 oranında sıkıştırılan havanın 300 ºCye kadar ısındığı ve bu durumdaki havanın kuru odun parçalarını yaktığı.
b — Yanmadan önce havanın sıkıştırılması .Carnot, yanmanın atmosferik basınç yerine yüksek basınçta olmasını ve yakıtın sıkıştırma sonunda ilave edilmesini düşündü ve böylece kolaylıkla enjektörü keşfetmiş oldu.
c — Makine silindirlerinin soğutulması . Carnot, devamlı bir işletme için silindir duvarlarının soğutulmasının gerekli olduğunu buldu.Profesör R. Diesel buna inanmadı, fakat çetin çalışmalar neticesinde bu konuda Carnot ile aynı fikre sahip oldu.
d –Egzost gazlarının ısısından yararlanma. Yüz seneden daha fazla bir zaman geçtikten sonra, Carnot un bu buluşundan egzost gazlarını bir kazanın boruları arasından geçirmek suretiyle yararlanma yoluna gidilmiştir. Halen gemilerde ve endüstride bu ilkeden yararlanılarak egzost gazlarının artık ısısından faydalanılmaktadır.Özellikle diesel motorlarıyla donatılmış gemilerdeki yardımcı kazanlar hem akaryakıt ve hem de egzost gazlarıyla çalışacak şekilde yapılmaktadır.

1830—15 – 20 km hızla giden buharla çalışan 14 yolcu taşıyabilen yolcu otobüsleri imal edildi.

1860—İngiliz Parlementosu bütün arabaların iki sürücüsü ve önünde gündüz kırmızı bayrak gece kırmızı fener bulunmasını şart koşan kanun çıkardı. Bu kanun motor gelişim hızını biraz durdurmuştu. 1896 yılında bu yasa kaldırıldı.

1860—İlk petrol kuyularının kazıldığı yıllarda hava gazı ile çalışan ticari bakımdan elverişli ilk motor Belçikalı mühendis Jean Joseph Etienne Lenoir ( 1822-1901 ) tarafından yapılmıştır. Bu motorda hava – yakıt ( hava gazı ) karışımı piston tarafından silindirin içine çekilmekte ve bu karışım bir elektrik sparkı yardımıyla ateşlenmekte ve piston strokunun sonuna itilmektedir. Egzost gazları ise dönüş strokunda dışarıya atılmaktadır. Lenoir in makinesi gayet güzel çalışmakla beraber en önemli sakınca yanmanın atmosferik basınçta oluşu sebebiyle termik verimin yaklaşık olarak %4 civarında bulunuşuydu. Yani hava gazı sıkıştırılmadan ateşlendiğinden motorun devri ve gücü ( sadece 1,5 HP ) istenilen seviyeye ulaşamadığından başarılı sonuç tam olarak elde edilememiştir.

1862—Fransız mühendisi Alphonse Eugene Beau de Rochas ( 1818-1893 ) 4 zamanlı çevrimin esaslarını ortaya koydu. Böylece 1. zamanda emilen yakıt hava karışımının ateşlenmesinden önce sıkıştırılması gerektiği prensibide Rochas tarafından bulunmuş oldu. İçten yanmalı makinelerin verimini yükseltebilmek bakımından aşağıdaki fikirler Beau De Rochas tarafından ileri sürüldü :
a) mümkün olan en büyük silindir hacmi ile en az soğutma yüzeyi,
b)genişlemenin mümkün olan çabuklukta yapılması,
c) genişleme başlangıcında mümkün olan azami basınç .

1867—Alman mühendis Nicholaus August Otto ve Eugen Langen ( 1833-1895 ), Rochas’ın bulduğu prensipleri pratiğe çevirerek dört zamanlı çevrime sahip motoru yapmışlardır.

1875—Viyanalı Siegfried Marcus ( 1831-1898 ) geliştirdiği motorla viyana sokaklarında 12 km hızla gezerken halkın panik yaşamasına sebep olmuş birkaç kaza yapmıştır. 17 suçtan mahkemeye verilen Marcus keşif yapmayı bıraktı.

ilk otomobil

1876—Nikolaus August Otto ( 1832- 1891 ), uzun yıllardan beri sürdürülen “Güç Kaynağı” arayışına son vererek ilk dört zamanlı gaz motorunu üretti.Otto’nun yaptığı 4 Zamanlı motorda ateşleme alevle yapıldığı için motor devri ancak dakikada 150-200 devire çıkabiliyordu. Kontrollü bir ateşlemesi olmayan bu motor geniş bir uygulama alanı bulamadı. Otto’nun çalışma arkadaşlarından Gottlieb Daimler ( 1834-1900 ) , Ottodan ayrılarak kurduğu atölyede sıcak boru ateşlemesi denilen bir sistemi geliştirdi. Boru sıcaklığı ayar edilerek , motor devrini ve çalışmasını kısmen kontrol altına aldı. Böylece motor devrini 800-1000 d/d’ya çıkarmayı başardı. Bu içten yanmalı motorların otomobillerde kullanılabileceğini ortaya koydu. Fakat motorlarda hala yakıt olarak hava gazı kullanılıyordu. Bundan sonraki çalışmalar havagazının yerine benzinin kullanılmasını sağlamak için ; benzini pülverize ederek hava ile karıştırılması üzerinde yoğunlaştırıldı. Bu amaçla Daimler Almanya’da , Forest Fransa’da çalışmalar yaptılar. Forest , filit tulumbası esasına göre çalışan ilk karbüratörü yaptıysa da başarılı olamadı.Daimler ise , havayı sıvı yakıt içerisine iterek yakıtı zerrelerine ayırıp bu zerreleri de ateşlemeden önce sıcak boru temas ettirerek buhar haline getirmeye çalıştı . Sonunda Daimler bu iki prensibi birleştirerek arkadaşı Wilhelm Maybach ile birlikte bugünkü modern karbüratörlerin esasını teşkil eden ilk şamandıralı karbüratörü yaptı. 1885 yılında Reitwagen adında bir motorlu bisiklet de üretti .Bu çalışmalar devam ederken Alman mühendisi Carl Benz (1844-1929) Daimlerin motoruna kendi bulduğu ilk elektrikli ateşleme sistemini de ekleyerek ticari yönden daha elverişli içten yanmalı motoru üretti.

1877-Otto yaptığı motorun patentini Amerikadan aldı.

1878—İngiliz mühendisi Dugal Clerk iki zaman esasına göre çalışan ilk motoru bulmuştur.Bu motorda dört zamanlı motordaki emme ve egzoz supapları yerine, silindirin yan tarafında bulunan emme ve egzoz pencereleri bulunmaktadır.

Yakıtlı oto profili

1880—Amerika’da George Brayton benzin yakıtlı motor yaptı.

1886—Alman Karl Benz 14,5 Km hız yapabilen satış amaçlı ilk arabayı üretti. At kullanılmadan kendiliğinden hareket edebilen anlamındaki auto+mobile kavramının ortaya atılmasından sonra ilk otomobilin doğumu, bugün Otto motoru olarak bilinen bu motorun geliştirilmesinden tam 10 yıl sonra gerçekleştirildi. Karl Benz 3 tekerlekli otomobili yaparak fabrika etrafında deneme turları atmıştır. Bu esnada karısı ve işçileri heyacan içinde bağıra çağıra peşinden koştukları bilinir. Ancak araç dört turdan sonra bozulmuştur. 9 Ocak 1886 tarihinde Mannheim`li fabrikatör Karl Benz, Berlin`deki imparatorluk Patent Bürosu`na baş vurarak “Gaz motoruyla hareket eden araç” için patent hakkını aldı.Aynı yıl “Kendi kendine hareket eden otomobil” rüyasıyla uğraşan bir başka kişi, Gottlieb Daimler , Stuttgart yakınlanndaki Cannstatt kasabasında önemli bir başarıya imzasını attı: Gottlieb Daimler ilk motorlu otomobilini denedi.Birbirine çok yakın mekanlarda, ancak birbirlerinden habersiz olarak otomobillerini geliştiren Daimler ve Benz buluşlarıyla yeni bir çağın açılmasına, dünyanın tam anlamıyla harekete geçmesine neden oldular.

1890— Herbert Akroyd Stuart Bir kaza sonucunda kızgın bir yere değen gaz yağının hava ile karışarak yandığını gördü. Bu olaydan etkilenerek yaptığı deneylerle motorunu geliştirdi ve patentini aldı. Motorunda yakıt emilen ve hafifçe sıkıştırılan hava içerisine bir memeden gönderilerek patlayıcı ve yanıcı bir karışım oluşturulmaktaydı. Bu karışımın yanabilmesi için cidarları yüksek derecede ısıtılan ve buharlaştırıcı adı verilen bir ön yanma odası vardır. Ana yanma odasına bir kanalla birleştirilen bu oda ilk hareket için dışarıdan alevle ısıtılmaktadır. Bu motorda havanın ısısının sıkıştırma oranıyla arttığı düşünülmediğinden verim düşük olmuştur.

1890—Bir Alman mühendis olan Capıtaine , Akroyd’un motoruna benzeyen bir motorun patentini aldı. Bu motorlar yarım dizel ( kızgın kafalı ) motorların esasını oluşturdu.



son nokta

1890—İlk otomobillerin çoğu , dişlileri olmadığı için yokuş çıkamıyor , önce durup sonra geriye doğru inmeye başlıyordu .1893’da yapılan Benz Victoria marka arabada bir deri kayışı küçük bir kasnağa bindiren bir kol kullanılmıştı . Bu düzenek tekerleklerin daha yavaş dönmesini ve yüksek manivela gücünün arabayı yokuş yukarı tırmandırmasını sağlıyordu. Zincir çekişli Velo tipi araçtada bu şekilde üç ileri bir geri kasnağı vardı




Daha sonra, 1880′ li yıllarda, otomobilin bugünkü halini almasında esas olan iki icat ortaya kondu. Söz konusu icatlardan biri içten yanmalı motordu. Öteki icat ise pnömatik, ya da havayla dolu tekerlekti. 1886 senesinde ise Alman Gottlieb Daimler ve Karl Benz aynı zamanlarda ayrı ayrı dört zamanlı benzinli motoru icat ettiler. Benzinli motorun icadından sonra 1887 yılında benzinle çalışan ilk otomobil, Gottlieb Daimler tarafından icat edildi.
Otomobil ile ilgili, 1800 lü yılların sonlarından 1960 lı yıllara kadar olan gelişmeler daha çok ABD’de oldu. Bu süre içerisindeki otomobildeki önemli gelişmeler; akü ile ilk hareket, ateşleme sistemi, karbüratör, süspansiyon sistemleri, fren hidrolik sistemleri, difransiyel ve lüksü arttıran diğer ilavelerdir.
Amerika’da, Frank ve Charles Duryea adında iki kardeş 1892 ve 1893 yıllarında benzinle çalışan Amerikan otomobillerini yaptılar. İki kardeşin yaptıkları otomobiller “atsız araba” diye isimlendirilmişti. Gerçekte, bunları izleyen bütün ilk dönem Amerikan otomobilleri hemen hemen birbirinin benzeriydi. Kimse tamamen farklı bir modelde otomobil tasarlamak gereğini duymamıştı. Bütün yaptıkları, değişik zaman aralarıyla bir transmisyon kayışı eklemek veya arka tekerleklere hareket sağlayıcı zincir düzeni uygulamaktı. Ancak sağlamlık ve rahatlıklarına da dikkat gösterilmesi sonucu, otomobiller daha güvenilir taşıt aracı olmak, daha iyi yol yapabilmek niteliklerini kazandılar.
Çok geçmeden, bir zamanların “atsız arabaları”nın zayıf, dayanıksız yapılarının otomobiller için uygun düşmediği anlaşıldı. Yavaş yavaş, bugün bildiğimiz otomobil modellerine yaklaşan örnekler görülmeğe başladı. Motor oturacak yerin altından ön tarafa alındı. Dayanıklı, sağlam lastik tekerlekler gerçekleştirildi.
1908 senesinde Henry Ford, otomobilde seri üretim metodunu ortaya koyarak, süratli bir şekilde otomobil’in yaygınlaşmasını sağladı.
Araba sayısı arttıkça fiyatlar da düşmeye başladı. En sonunda, daha kuvvetli iskelet yapı için, çelik kullanıldı.
Otomobil talebinde artış, farklı firmaların değişik özelliklerde otomobil üretmesine yol açtı. İkinci Dünya Savaşından sonra kalite, emniyet, sürat, teknik özelliklerin gelişmesi yanında otomobil üretimi de artış gösterdi. Dünya üzerinde ismini duyuran en büyük otomobil firmaları olarak ABD’de Ford, Buick, Oldsmobile, Cadillac, Chevrolet; Almanya’da Mercedes-Benz, BMW, Opel,
Volkswagen; Fransa’da Renault, Citroen, Peugeot; İtalya’daFiat, Alfa, Romeo, Ferrari; Kore’de Kia, Hundai; Japonya’da Datsun, Mazda, Nissan, Toyota, Subaru, İsuzu, Mitsubushi, Suzuki bilinir; Rusya’da otomobil üretimi azdır. Moskvich marka otomobil, çok pahalı olduğu için az satılmaktaydı. 1966’da İtalyan Fiat patentiyle otomobil üretimine başladı. Rusya, Renault firması ile 1966 senesinde
anlaşma yaptı ve Moskvich otomobilini yeniden düzenleyip piyasaya sürdü. Günümüzde Lada marka otomobilleri piyasada tanınmıştır.
Otomobillerin hemen hepsi benzinle veya mazotla çalışmaktadır. Petrol rezervlerinin hızla azalması, otomobil için enerjiyi başka yollardan temin etmeyi düşündürmektedir. Bu konuda birçok çalışmalar yapılmaktadır. Elektrikle çalışan otomobillerin satışına başlanmış, güneş enerjisi ile çalışan arabaların üzerinde ise çalışmalar devam etmektedir.

Metin Şentürk `My Way `Söylerse



Metin Şentürk Sinatra'nın My Way şarkısını söyledi
Metin Şentürk canlı yayında Frank Sinatra'nın My Way şarkısını söyledi.


Habertürk'te yayınlanan Burası Haftasonu programında Oylum Talu'nun konuğu olan ünlü şarkıcı Metin Şentürk, yeni albümünden şarkılar söyledi.

Metin Şentürk, yeni albümü "Bana Sen Lazımsın"ı canlı yayında seslendirdiği parçalar ile tanıttı. Şentürk, yeni albümünde yer alan Frank Sinatra'nın "My Way" adlı parçasını da canlı yayında seslendirdi. Şentürk parçayı kötü bir telaffuzla okudu.


1 Mayıs Ve Başbakan Erdoğan Gırgır`da

Başbakan Erdoğan Ve Tiyatro Tartışması Bu Defa Penguen`de

Başbakan Erdoğan Ve Tiyatro Tartışması Leman`da


Leman'ın kapağında yine Erdoğan var
En çok satan mizah dergileri arasında yer alan Leman'ın bu haftaki kapağında da Başbakan Erdoğan var..


Partisinin gençlik kolları genel kurulunda 'Sen kimsin ya? Tiyatroları özelleştireceğiz. İstediğimiz oyunlara sponsor olacağız' çıkışını yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, mizah dergilerinin de kapağında.

Ünlü mizah dergisi Leman da kapağına Erdoğan'ı taşıdı ve Başbakan Erdoğan'ı tiyatrocu yaptı..



İşte o kapak

Buda Oldu,Okey Cinayeti


Kırmızı 2'liyi atmayan kuzenini öldürdü
Trabzon'un Vakfıkebir ilçesinde akıllara durgunluk veren bir cinayet yaşandı.


Amca çocukları, önce alkol aldı, sonra okey masasına oturdu. Masada "taş atma" yüzünden meydana gelen tartışma köye kadar sürdü, sinirlenen şahıs, amcaoğlu ile eşini kurşun yağmuruna tuttu. Olayda bir kişi öldü, bir kişi yaralandı.

Habertürk'ün haberine göre; Vakfıkebir'in Bozalan Köyü'nde yaşayan emekli öğretmen Seyfi T. (Turt) ((60) ile amcasının oğlu işçi emeklisi Mahir T. (58) ile birlikte ilçe merkezine indi. Akşam saatlerine doğru burada alkol alan iki kuzen, daha sonra ilçe merkezinde bir kahvehanede okey oyunu oynamaya başladı.
OKEY TARTIŞMASI

Çayına, kahvesine oynanan oyunun sonlarına doğru iddialara göre, okey taşı atma yüzünden kuzenler arasında tartışma çıktı. Seyfi T., "Sen sürekli elini bozup bana yanlış taşlar atıyorsun Kırmızı 2'liyi niye atmadın" diyerek kuzeni Mahir T. ile alkolün etkisiyle tartışmaya başladı. Kavgayı araya giren şahıslar önledi. Kuzenler ayrı araçlarla köye döndü. Öfkesi dinmeyen Seyfi T., kuzeni Mahir T.'nin evinin önüne giderek, bağırıp hakaretler etmeye başladı. Dışarı çıkan Mahir T. ile kuzeni yeniden kavga etti. Tartışma sırasında Seyfi T. belinden çıkardığı silahla Mahir T. ile eşi Havva T'ye (56) ateş etti.
OLAY YERİNDE ÖLDÜ

Mahir T. olay yerinde hayatını kaybederken, ağır yaralanan eşi Havva T. köylüler tarafından, Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi'nde tedavi altına alındı. Olaydan sonra aşırı alkollü olduğu iddia edilen Seyfi T. jandarma ekiplerince yakalandı.
MUHTAR: "OKEY OYNARKEN TARTIŞTILAR"

Köy muhtarı Mustafa Turtoğlu, uzaktan akrabası olan kişilerin arasında herhangi bir husumet olmadığını belirterek, "Beraber alkol aldıktan sonra oyun oynamak için gittikleri kahvede, şu taşı bana niye atmadın, sayımı neden eksik yazdın gibi nedenlerle tartıştılar. İlçede kavga ettiklerinde oradaydım araya girerek kavgayı ayırdım. Sonra köyde maalesef böyle bir hadise meydana geldi" dedi.

1 Mayıs Ve Kemal Sunal