Böyle Ölüm Sahnesi Görmediniz:)

Dünyanın en kötü ölüm sahnesi Aşırı İnandırıcı Ölüm Sahnesi Bir Türk filminin son sahnesi dünya blog gündemine oturdu. Karateci Kız filminde Filiz Akın'ın Bülent Kayabaş'ı vurma sahnesi 'Tüm zamanların en kötü ölüm sahnesi' seçildi EN KÖTÜ ÖLÜM SAHNESİ ABD ve Avustralya merkezli internet siteleri ile bloglar 'Karateci Kız' adlı Türk filminin şoke edici son sahnesini defalarca paylaştı. ABD merkezli bloglar Gawker ve io9 ile Avustralya merkezli news.com.au ve ninemsn.com.au adlı sitelerde paylaşılan video için 'Tüm zamanların en kötü ölüm sahnesi' yorumu yapıldı. Orhan Aksoy'un yönettiği ve Filiz Akın ile Ediz Hun'un başrollerini paylaştığı filmden alınan sahnede Akın Bülent Kayabaş'ı öldürürken görülüyor. EN UZUN 1 DAKİKA 8 SANİYE Sitelerde, 1974 yapımı filmdeki sahnenin korkunç bir şekilde oynandığı yorumu yapılıyor. Filmin final sahnesini paylaşan sitelerden Gawker ise, "Kimse Türkler kadar korkunç ölüm sahneleri çekemez. Bir daha hiçbir ölüm sahnesinin bu kadar kötü olamayacağını biliyoruz" yorumunu yapıyor. Ninemsn adlı sitedeki yorumda ise, "Bu video hayatınızın en uzun 1 dakika 8 saniyesi" cümlesi yer alıyor.

Köpek Bebeği Yalaya Yalaya Doyamadı

Köpek bebeği yalaya yalaya doyamadı - Video Yayınlanan görüntü izleyenlerin yüzünü güldürüyor... ABD'de yayınlanan The Ellen DeGeneres Show isimli talk show programına bir izleyicinin yolladığı video internette paylaşım rekoru kırıyor. Videoda bir köpekle bebeğin ortaya koyduğu sevimli görüntü yer alıyor.

Penguen`de `Zam ve Tayyip Erdogan`

Cansız Mankenle Sevişti

Düzce'de soyduğu mağazadaki cansız mankenle sevişti O anlar güvenlik kameralarına saniye saniye yansıdı. Düzce'de, ayakkabı ve konfeksiyon mağazasını soyan iki hırsızdan birinin vitrindeki cansız mankenle sevişmesi güvenlik kameralarına yansıdı. Olay 19 Eylül günü, Kızılay Meydanı'ndaki Ayakkabıcılar Çarşısı'nda meydana geldi. Gece çarşıya giren iki kişinin ayakkabı ve konfeksiyon mağazasından eşyaları çalmaları güvenlik kameralarına yansıdı. GÜVENLİK KAMERASINA YANSIYAN O ANLAR CANSIZ MANKENE SARILIP ÖPTÜ Çarşıya girdikten sonra sigara içen şüpheliler, daha sonra ellerindeki sopayı kepenklerin gerisinden uzatarak ayakkabıları çaldı. Ayakkabı mağazasının karşısında bulunan konfeksiyon mağazasına da giren şüpheliler, kıyafetleri çantalara doldurdu. Bu sırada bir şüpheli, vitrindeki başı olmayan cansız mankene sarılıp öperek, göğüslerini sıktı. Yaklaşık 1 saat süren soygunun ardından hırsızlar çantalara doldurdukları kıyafetlerle çarşıdan ayrıldı. Güvenlik kamerası kayıtlarından yola çıkan polis, şüphelilerden Y.Ş.D.'yi yakaladı. Y.Ş.D tutuklanırken, diğer şüpheliyi arama çalışmaları sürdürülüyor.

iPhone 5 Ti ye Alındı

iPhone 5'in bu reklam parodisini mutlaka görmelisiniz Daha ince ve uzun bir telefon demiştiniz, değil mi? iPhone 5, yurt dışında satışa sunuldu. Peki hala alıp almamakta kararsız mısınız? O halde bu videoyu izlemenizde yarar var . Bu hazırlanan reklam parodisinde, Apple'ın yeni ürünü iPhone 5 ile dalga geçiliyor. Yetkililerin açıkladığı "daha ince, daha büyük ekran ve şimdiye kadar yapılmış en iyi iPhone modeli" gibi açıklamalardan yola çıkan yapımcılar, gündelik yaşantıda iPhone 5'in nasıl kullanılabileceğini hem sözlü, hem de görsel olarak açıklamaya çalışmış. Yeni iPhone'unuzla kocaman fotoğraflar çekebilir, onu bir metreye çevirerek ölçüm yapabilir veya gitar uygulamasını açarak, neredeyse gerçek gitar boyutunda çalıp, sokak müzisyenliğinden para kazanabilirsiniz . Hem bu sayede telefonun taksit paralarını da çıkarabilirsiniz.

2. Abdülhamit'in Vefatı

Osmanlı padişahları arasında "siyaseti ve icraatları" ile hâlâ gündemdeki yerini koruyan Sultan 2. Abdülhamid'in 21 Eylül 1842'de başlayan hayatı, 10 Şubat 1918'de sona erdi. Devlet erkânı ve İstanbul halkının iştirakiyle toprağa verilen padişahın son günleri ve cenaze merasimi, üzerinde durulması gereken hâdiselerdir. Tam 33 yıl (1876–1909) Devlet-i Âliye'yi idare ettikten sonra 31 Mart Vak'ası ile tahttan indirilen ve İttihatçılar tarafından Selanik'e sürülen 2. Abdülhamid, Balkan Harbi'nin patlak vermesi üzerine İstanbul'a geri getirildi. Hâkân-ı Sâbık, beş yıl boyunca Beylerbeyi Sarayı'nda sıkı gözetim altında yaşadı. Cihan Harbi'nde (1914–1918) cephelerden gelen acı haberler karşısında çok üzülen yaşlı hünkâr, her yanı tarih kokan ama merkezî ısıtma sistemine ve diğer saraylardaki gibi ihtişamlı şöminelere sahip olmayan Beylerbeyi Sarayı'nda, mangal ateşiyle ısıtılan bir odada ölümü karşılamak zorunda bırakılmıştı. 5 Şubat 1918'de şiddetli soğuk algınlığı sebebiyle rahatsızlanan 2. Abdülhamid, saray doktoru Hüseyin Âtıf Bey'in verdiği ilâçları kullanınca akşama doğru iyileşir gibi oldu; hattâ giyindi ve biraz dolaştı. Akşam yemeğinde âdeti olduğu üzere ailesiyle birlikte sofraya oturdu. İştahsızlıktan söz ederek bir köfte, bir iki kaşık kabak, bir adet de pirinç unu tatlısı yiyen 2. Abdülhamid, yemekten sonra göğsünde bir sancı hissetmeye başlayınca Müşfika Hanım derhal doktor getirtmek istedi; ama Âtıf Bey o sabah müsaade alarak evine gitmişti. Kardeşi Vahdettin Efendi'nin hususî doktoru Aleksiyadis Efendi Beylerbeyi'nde oturuyordu. Hemen Muhafız Kumandanı Rasim Bey ona haber gönderdi. Abdülhamid'i muayene eden doktorun teşhisi "zatürree" başlangıcıydı. Hâkân-ı Sâbık'ın üşüme nöbetlerinin ardı arkası kesilmiyordu. Bu arada Sultan Reşad ve Enver Paşa'ya vaziyet bildirildi. Sonunda Âtıf Bey saraya geldi. O da muayene neticesinde aynı kanaate varınca Abdülhamid, bir de meşhur doktorlardan Neşet Ömer Bey'e kontrol ettirildi. Durumu iyi değildi, sabaha kadar sarayda kimsenin gözüne uyku girmedi. Doktorların tavsiye ettiği ilâçları kullanmasına rağmen, Abdülhamid'in hastalığı ağırlaşıyor ve bir iyileşme belirtisi görülmüyordu. Sabahları banyo yapmaması tavsiye edilen Abdülhamid, ihtimal vefat edeceğini hissetmiş olmalı ki, "Banyo benim medar-ı hayatımdır, beni kimse bundan men edemez, beni banyodan mahrum ederseniz hakkımı helâl etmem." diyerek bu tavsiyeyi dinlemedi. Vefat ettiği günün sabahında da banyosunu yaptı. Hayatının son yirmi yılında dâima yanında bulunan Müşfika Hanım, banyodan sonra çamaşırlarını giydirdi yaşlı çınarın. Fakat bir şey dikkatini çekti. Abdülhamid'in sırtı fevkalâde terliyordu. Müşfika Hanım endişe içerisinde, "Aman efendiciğim çok terliyorsunuz." deyince Abdülhamid'in dudaklarından, "Kadın, bu ecel teridir." sözleri döküldü. Bu ifadeler karşısında Müşfika Hanım irkildi. Daha sonra Abdülhamid oturduğu yerde sabah namazını edâ etti ve sütünü istedi. Âdeti üzere yarım bardak maden suyuna karıştırılmış sütünü içtikten sonra, "Hamdolsun Yarabbi! Daha iyiyim." deyip Müşfika Hanım'ın yardımıyla yatak odasına girdi ve yavaşça yatağına uzandı. O dakikalarda Sultan Reşad'ın, Selâm-ı Şâhâne ile Dolmabahçe'den gönderdiği doktorlar geldi. Muayene esnasında Şehzade Âbid Efendi'nin mahzun bir hâlde karşısında durduğunu gören Abdülhamid, "Ağlama oğlum. İyiyim, üzülme." diyerek onu teskin etti. Biraz rahat nefes alabilmek için doktorlardan kan almalarını istedi. Doktorların, rahat etmesi için morfin yapma tekliflerini ise reddetti. Heyet odadan çıktıktan sonra içeride kalan Rasim Bey, Abdülhamid'in yanına gelerek elini öptü ve "Hâkânım hakkını helâl et!" dedi. Abdülhamid, Selanik sürgününden bu yana yanında bulunan muhafız kumandanının yüzüne hayretle baktı, bir cevap vermedi. Sonradan içeriye giren Saliha Hanım'a gülümseyerek, "Rasim Bey bizden ümidi kesmiş olacak ki, elimi öptü, benden helâllik istedi." dedi. Gözleri dolmuş bir hâlde ah çekerek, "Bütün hizmetime bir kara çarşaf çektiler. Benim kimseden talep edecek hakkım yok." diye ilâve etti. Müşfika Hanım bu sırada, "Efendiciğim! Bundan büyük hastalıklar geçirdiniz. İnşallah yine iyi olursunuz. Hakkınızı da elbet Allah alır." cevabını verdi. Doktorlardan durumun ciddiyetini haber alan Sultan Reşad, ağabeyinin en büyük oğlu Şehzade Selim Efendi'ye haber yollayarak, kardeşleriyle birlikte hemen Beylerbeyi'ne gitmesini istedi. Öğleye doğru Selim Efendi ve Ahmed Efendi saraya geldi. Haberi getiren Dilberyâl Kalfa'ya, şehzadelerin biraz beklemesini söyleyen Abdülhamid, sulu bir kahve istedi. Müşfika Hanım'ın koluna dayanarak oturan Abdülhamid, Şöhreddin Ağa'nın getirdiği kahveyi eline aldı ve bu sırada gözlerini odada bulunanların üzerinde gezdirerek âdeta onlarla vedalaştı. Vefakâr eşi Müşfika Hanım'ın avucunu öperek, "Allah senden razı olsun." dedi. Sonra Saliha Hanım'ın elini tutarak, "Hakkını helâl et." deyip onunla da vedalaştı. Kahveden bir yudum içti; ama ikinci yudumu içemeden kahve Müşfika Hanım'ın avucuna döküldü ve yüksek sesle "Allah!" diyen Abdülhamid'in başı Müşfika Hanım'ın koluna düştü. Odadan yükselen "Efendimiz bayıldı, doktor yetişsin!" sesleri üzerine Âtıf Bey koşarak geldi. Bu sırada Şehzade Âbid Efendi de doktorla birlikte içeriye girdi. Sultan Abdülhamid'in râhmet-i Rahmân'a kavuştuğunu anlayan Âtıf Bey, bu acı hakikati odadakilere söylemedi. Kolları arasında Abdülhamid'i tutan Müşfika Hanım bir türlü kendisini bırakmak istemiyordu. Âtıf Bey, "Bana bırakınız. Baygındır. Lâzım gelen tedaviyi yapacağım. Siz hemen çıkınız." deyip Müşfika Hanım ile Şehzade Âbid Efendi'yi odadan çıkardı. Onlar dışarı çıktıktan sonra, hâlâ odada bulunan Dilberyâl Kalfa'ya, "Ne duruyorsunuz? Bir tülbent getiriniz de çenesini bağlayalım." deyince, kapıda bir şey anlamadan duran sadık bendegân Kahvecibaşı Şöhreddin Ağa'nın feryadıyla Abdülhamid'in ölüm haberi sarayda yankılanmaya başladı. Şehzade Âbid Efendi, "İnanmam. Babam şimdi yatağında oturuyordu." diyerek ağlıyordu. Diğer şehzadelerin de gözlerinden yaşlar akıyordu. Ölüm haberi alan muhafız zabitler, içeri girerek son ta'zim vazifelerini yaptılar ve kadınları dışarı çıkararak ikişer ikişer nöbet tutmaya başladılar. Zâbitlerden Zekeriya Efendi de cenazenin başında Kur'ân okumaya başladı. Efsane Sultan'ın ölümü duyulunca Beylerbeyi Sarayı taziyeye gelenlerle dolmaya başladı. Hânedândan çokları geceyi sarayda geçirdi ve sabaha kadar Abdülhamid'in ruhu için dualar edildi, Kur'ân-ı Kerîm okundu. Zatürreeye yakalandıktan sonra vefat eden Osmanlı padişahlarından üçünün, yani Sultan 2. Mahmud, Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülhamid'in "baba, oğul ve torun" olmaları mânidâr bir tevafuktu... Sultan Reşad, ağabeyinin Sultan 2. Mahmud Türbesi'ne defnedilmesi ve bilfiil makam-ı saltanatta bulunan padişahların cenazelerinde yapılan merasimin aynen yapılmasını irâde etti. Padişahın bu emri, icabedenlere tebliğ edildi. Aile içinden bazı kimseler, Abdülhamid'in, Fatih Sultan Mehmed'in türbesine defni için ısrar ettilerse de Enver Paşa, "Fatih'in türbesine hiç kimsenin defni câiz olamayacağından bahisle" muvafakat göstermedi. 76 yaşında hayata gözlerini kapayan Sultan Abdülhamid'in cenazesi, 11 Şubat 1918 Pazartesi günü Beylerbeyi Sarayı'ndan Topkapı Sarayı'na getirilmeden evvel, ailesi ve yakınları tekrar odasına girip son hürmeti ve vedâı yaptılar. Cenaze zâbitler tarafından taşınırken, askerler de sarayın bahçesinde selâma durdular. Cenazenin çıkarılmasının ardından muhafız komutanı tarafından oda mühürlendi. Bir Osmanlı padişahı vefât edince, âdet olduğu üzere cenazesi, dört asır devletin idare edildiği Topkapı Sarayı'na getiriliyordu. Sarayın en mahrem bölgesi kabul edilen üçüncü avludaki Mukaddes Emanetler Dairesi'nde, altın bir sandıkta atlas örtüler içinde Efendimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) mübarek hırkası muhafaza ediliyordu. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) ve Asr-ı Saadet'ten mübarek hatıralar taşıyan bu daire, hayatın ötelere endekslendiği mübarek bir mekândı. Hemen arkasında yer alan çeşme ise, tarihimizin ayrı bir ibret vesikasıydı. Vefât eden padişahlar, "hayat-ölüm çeşmesi" denen bu çeşmenin başında gaslediliyorlardı. Sultan Abdülhamid'in cenazesi muhafızlar, Enderûn-ı Hümâyûn ağaları ve saray erkânı nezaretinde Hırka-i Saadet'in yeşil ve yaldızlı kapısı önüne getirildi. Kapı kapandıktan sonra daire erkânından başkası içeriye giremedi ve Enderûn ağaları nezaretinde cenaze burada yıkandı. Sultanın vücudunda uzun bir hastalığın zaafı, teninin renginde ölüm sarılığı yoktu. Saçı ve sakalı ağarmış; gözleri kapanmış, çukura batmıştı. Yıkandıktan sonra sarı ipek işlemeli havlularla kurulanan naaş, kefenlenip hürmetle tabuta konuldu. Abdülhamid, hayatının son dakikalarına kadar şuurunu kaybetmemişti. O ânlardaki vasiyeti de harfiyen yerine getirildi. Göğsüne ahidnâme duası, yüzüne Hırka-î Saâdet destimali, tabutun üzerine de siyah Kâbe örtüsü örtüldü. İçeride bunlar olurken Hırka-i Saâdet'in önündeki kalabalık, her geçen dakika artıyordu. Veliahd Vahdettin Efendi, şehzâdeler ve ulemâ, Enderun avlusunda yerlerini almışlardı. Yabancı elçiler, bu muazzam daireyi merak içinde seyrediyorlardı. Kış mevsimi olmasına rağmen hava güneşliydi. Şubat güneşi altında nişan ve sırma üniforma parıltısından başka bir şey görünmüyordu. Sonra birdenbire Hırka-i Saâdet'in kapısı açıldı ve Enderûn avlusunda bütün nazarlar oraya çevrildi. Herkes heyecan içinde cenazeyi görmek istiyordu. Nihayet, elmaslı kemerler, sırmalı Kâbe örtüleri, kırmızı atlaslarla tezyin edilen tabut, parmaklar üzerinde dışarı çıkarıldı ve dairenin hemen önünde bulunan "kaide" üzerine konuldu. Yıldız Camiî'nin vaizi etrafına bakıp, "Merhumu nasıl bilirdiniz?" diye sorunca, avludaki servilerin arasına dağılmış kalabalıktan hazin bir ses tonuyla "İyi biliriz..." cevabı yükseldi. Fatiha okunmasıyla bu merasim de son buldu ve tabut bir defa daha omuzlara alındı. Şâzelî Dergâhı şeyhlerinin okudukları Kelime-i Tevhidler, tekbirler ve na'tlar arasında Bâb-üs Saâde önüne getirildi. Cenaze namazı burada Şeyhülislâm Musa Kâzım Efendi'nin imameti ile kalabalık bir cemaatle edâ edildi. Bilâhare, padişahlara mahsus büyük bir askerî merasimle Topkapı Sarayı'nın ana giriş kapısı Bâb-ı Hümâyûn'dan çıkarılan cenaze, Divanyolu'ndaki türbeye doğru götürülmeye başlandı. Ayasofya önünden türbeye kadar cadde üzerinde iki sıra asker dizilmişti. Fevkalâde ihtişamlı bir surette yapılan merasimde şehzâdeler, damatlar, yabancı elçiler, askerî ataşeler, dinî, idarî ve askerî erkân, üniformalarıyla tabutun arkasında ilerliyorlardı. Abdülhamid'in oğulları, muazzam kalabalıkta metanetlerini korumaya çalışıyordu. Halktan da on binlerce insan cenazeye iştirak etti. Koca Sultan, son istirahatgâhına doğru uğurlanırken derin bir teessür içinde bulunan İstanbullular sokaklara döküldü. O gün Osmanlı payitahtı, tarihinin en heyecanlı ve en hareketli günlerinden birini yaşadı. Pencerelerden sarkan kadınlar, "Bizi doyuran padişahım, bizi bırakıp nereye gidiyorsun?" diye ağlıyorlardı. Tahtan indirilişinin üzerinden geçen zamana rağmen halk, Abdülhamid'i unutmamış, hak ettiği vefayı esirgememiş; Divanyolu Caddesi'ne çıkan sokaklar dua eden ve hüsn-ü şehâdette bulunan insanlarla dolmuştu. Sonunda Sultan Abdülhamid'in cenazesi dualar, tekbirler eşliğinde dedesi Sultan 2. Mahmud için inşâ edilen ve amcası Sultan Abdülaziz'in de medfun bulunduğu türbeye "Allah! Allah!" nidalarıyla getirildi ve hürmetle kabre indirilip defnedildi. Böylece Osmanlı tarihinin en muhteşem padişahlarından birisi daha fâni âlemden bâkî âleme göç etmişti. Kaynaklar - Ali Fethi Okyar, "Üç Devirde Bir Adam" (Hatırat), İstanbul, 1980. - Aydın Talay, "Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid", Risale Yayınları, İstanbul, 1991. - Ayşe Osmanoğlu, "Babam Sultan Abdülhamid (Hatıralarım)", Selçuk Yayınları, Ankara, 1986. - II. Abdülhamid ve Dönemi Sempozyum Bildirileri", Seha Neşriyat, İstanbul, 1992. - Halûk Y. Şehsuvaroğlu, "Sultan İkinci Abdülhamid", Resimli Tarih Mecmuası Koleksiyonu. - Reşad Ekrem Koçu, "Osmanlı Padişahları", İstanbul, 1981. - Şadiye Osmanoğlu, "Babam Abdülhamid, Saray ve Sürgün Yılları" Timaş Yayınları, İstanbul, 2009. - Ziya Nur Aksun, "Osmanlı Tarihi", Ötüken Neşriyat, İstanbul, 1994.

iPhone 5'i Parçalarına Ayırdılar

Apple cihazlarını sökme ustası iFixit şirketi, yeni iPad'in ardından iPhone5'i de satışa sunulur sunulmaz parçalarına ayırdı. iFixit, saat farkıyla cihazın ilk satışa sunulduğu Avustralya'nın Melbourne kentine gitti ve satın aldığı ilk iPhone 5'i hemen laboratuvar ortamına taşıdı. ------------------------------------------------------------------------------
iPhone 5, arka panel vidaları gevşetildikten sonra vakum ağzı kullanılarak açılıyor. iFixit, yeni ipHone'u eski modellere kıyasla kırılması çok daha zor ve tamir edilmesi daha kolay telefon olarak tanımlıyor. ----------------------------------------------------------------------------------
Arka panelin kaldırılmasının ardından, bir tornavida yardımıyla iPhone 5'i ikiye bölme işlemi tamamlanıyor. iPhone 5'in daha ince cam ekranı, kırılma oranını 4 ve 4S modellerine göre yüzde 50 azaltırken, tamir edilebilmesini de kolaylaştırıyor. -----------------------------------------------------------------------------
Karşınızda ortadan ikiye ayrılmış yepyeni bir iPhone 5. iPhone 5, 4S'e göre 1.7 mm daha ince ve yüzde 20 daha hafif. iPhone 4S'in camıyla doldurduğu alanı, yeni arka panel doldurdu.iFixit, arka panelin oldukça sağlam olduğunu ancak çizilmelere yine de hassas kaldığını belirtti. -------------------------------------------------------------------------------
Tornavida kullanılarak, A6 işlemcisinin yer aldığı parça gövdeden ayrılıyor. iPhone 5'in 'hücre LCD' panellerini Sharp, Japan Display, LG Display şirketleri üretiyor. ----------------------------------------------------------------------------
iPhone 5'e ait mantıksal çevrim kartı, gövdeden çıkarılıyor. Hücre LCD, dokunmatik sensörleri LCD'ye entegre ederek, daha ince bir ekrana olanak verdi. ------------------------------------------------------------------------------
iPhone 5'in üzerinde çeşitli çiplerin yer aldığı mantıksal çevrim kartı. ----------------------------------------------------------------------------
Tornovida kullanılarak mantıksal çevrim kartı üzerindeki ince panel sökülüyor. -----------------------------------------------------------------------------
Panel kaldığırıldığında, ortaya Apple'ın yeni nesil işlemcisi A6 çıkıyor. Forbes'un analistlere dayandırdığı tahminlere göre, iPhone 5 2012 sonuna kadar 46.5 milyon satabilir. --------------------------------------------------------------------------------
A6 huzurlarınızda... ------------------------------------------------------------------------------
iPhone 5'in arka panelinde iSight 8 mega piksel kamera ve diğer parçalar görünüyor. iFixit, iPhone 5'in arka panelinin, 4S modelinin camından çok az daha ağır olduğunu belirtti. ------------------------------------------------------------------------------
Mantıksal çevrim kartına yakından bakış. Karta, MDM9615M modemi, yani LTE süper hızlı veri transferi sağlayan çip bulunuyor. ------------------------------------------------------------------------------
Söz konusu çip karşımızda... ------------------------------------------------------------------------------
iPhone 5 tüm parçalarına ayrıldığında ortaya çıkan görüntü. Batarya, 8 saat konuşma, 225 saat bekleme süresi sağlıyor. iFixit, sökme işleminin ardından yaptığı değerledirmede, iPhone 5'in tamir edilebilirlik puanını 10 üzerinden 7 olarak belirledi.

'Kaç tane Beşiktaş var İsmail?'

'Kaç tane Beşiktaş var İsmail?' Ziraat Türkiye Kupası'nda 2. Tur kuraları çekildi. Kurada 5 büyüklerden sadece Beşiktaş yer alırken rakibi de Bölgesel Amatör Küme ekiplerinden Niğde Belediyespor oldu. Bu eşleşme Niğdelileri hem şaşkına çevirdi hem de heyecanlandırdı. Bu sezon Bölgesel Amatör Lig 5. Grupta mücadele edecek olan Niğde Belediyespor, 23 Eylül'de Karaman Belediyespor ile ligdeki ilk maçlarını oynadıktan bir kaç gün sonra Beşiktaş ile Niğde de karşılaşacak. Fakat Beşiktaş ile eşleşen Niğde Belediyesporu taraftarlar, onlarca rakip içierisinden 4 büyüklerden birisi ile eşleştikleri için üzgün değil. Kuranın ardından şaşkına dönen Niğdeliler'in, takımlarının Facebook sayfasındaki diyalogları bu şaşkınlığı ispatlar nitelikte...

Yetenek Sizsiniz'de Oğlum Bak Git



Yeni kanalında yayına başlayan Yetenek Sizsiniz Türkiye, dün akşam yayınlanan yeni bölümüyle birbirinden renkli yetenekleri ekranla buluşturdu.

Son zamanların en fenomen videolarından 'Oğlum Bak Git'i canlandıran Çifte Divander grubunun yetenekli tiyatrocuları herkesi gülmekten kırdı geçirdi. İşte izleyenlerini kahkahaya boğan 'Oğlum Bak Git' oyunu..


Hababam Yarışmacı Erken Sevinince Olanlar Oldu







Erken sevinç kursağında kaldı
Moskova'da düzenlenen Uluslararası Koşu Maratonu finalinde bitiş çzigisinde yaşanan hadise ilginç anlara sahne oldu.


Erken sevinç kursağında kaldı

Rusya'nın başkenti Moskova'da düzenlenen Uluslararası Maraton finalinde son saniyede yarışı kazandığını zanneden Mihail Kulkov sevinç içinde kollarını açarken arkadan gelen Fyodr Şutov, Mihail'i geçerek şampiyonluğa ulaştı.

Afyon Valisi Leman`da



Türkiye'nin konuştuğu vali Leman'ın kapağında
Afyonkarahisar Valisi İrfan Balkanlıoğlu Leman'a kapak oldu.


Afyonkarahisar'daki cephanelikte yaşanan patlamada 25 askerin şehit olmasının ardından olay yerine giden Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'in, Afyonkarahisar Valisi İrfan Balkanlıoğlu'nu ziyareti sırasında, valinin hediye sunumu kamuoyundan büyük tepki çekmişti.
BİR TUHAF AÇIKLAMA

Balkanlıoğlu ise eleştirileri "Genelkurmay Başkanımız çevresi olan bir insan. Bir yere o kilimi koysa, biri de 'Nereden aldınız' diye sorup Afyon'a gelip satın alsa fakir insanlar nasiplenecek" diye cevaplamıştı.
ERDOĞAN DA ELEŞTİRDİ

Son olarak bugün Başbakan Erdoğan Vali'yi eleştirerek, "Vali yanlış yapmıştır. Biz de gerekli uyarıları bizzat Valimize yapmış bulunuyoruz" dedi.
"DİKKAT!!! BU YÖNTEMLE İNGİLİZCEYİ ANA DİLİNİZ GİBİ KONUŞABİLECEĞİNİZ AKLINIZA GELİR Mİ? TIKLAYIN!”

Karikatür dergisi Leman da konuyu bu haftaki kapağına taşıdı.
İşte Leman'ın tartışma yaratacak o kapağı;




Osmanlı `nın Doğudaki Politikası Nasıldı?




Kürtlerin Yavuz Sultan Selim'e gönderdiği dilekçe

Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Bingöl Üniversitesinin düzenlediği “Kimlik, Kültür ve Değişim Sürecinde Osmanlı'dan Günümüze Kürtler Sempozyumu”nda bir tebliğ sundu. Prof. Akgündüz, tebliğinde geçmişte günümüze Kürtleri, Osmanlıyı ve Bediüzzaman Said Nursi’nin görüşlerini açıkladı.

"Şu andaki duruma gelince; Evvela, Doğu Anadolu'da ben Kürdüm diyenlerin önemli bir kısmı evlad-ı Resuldür yani Peygamber neslindendir. Buna bazı Alevi Kürdler de dahildir. Bunların bir kısmı aslen -Karakeçili Aşireti gibi- Türk'türler. Bir kısmı Araptır. Elbette ki Kürt aslından gelenler de bulunmaktadır. Bediüzzaman şöyle der; Anadolu asırlarca hilafet merkezi olmasından dolayı, Anadolu'daki insanların tam olarak hangi ırktan geldiğini ancak ve ancak levh-i mahfuzu inceleyerek tesbit etmek mümkündür. (2) Bu konuda günümüzdeki Kürt meselesine de ışık tutacak olan Bediüzzaman'ın cevabını aynen veriyoruz:

“KÜRDLER VE İSLÂMİYET

Sebil-ür Reşad

17 Mart 1920

Sayı: 461

“...Bu hususda en ziyade söz söylemek salahiyyetine haiz bulunan ve Kürdlerin salabet-i diniye, necabet-i ırkiye ve celadet-i İslamiyesini bihakkın temsil eden ve “Dar-ül Hikmet'il İslamiye” azasından Kürd eşraf ve mütehayyızanından bulunan fazıl-ı şehîr Bediüzzaman Said-i Kürdî Efendi Hazretleri buyuruyorlar ki:

Boğos Nubar ile Şerif Paşa arasında akdedilen mukaveleye en müskit ve beliğ cevap, vilayat-ı şarkiyede Kürd aşairi rüesası tarafından çekilen telgraflardır. Kürdler camia-i İslamiyeden ayrılmaya asla tahammül edemezler. Bunun aksini iddia edenler mutlaka makasıd-ı mahsusa tahtında hareket eden ve Kürdlük namına söz söylemeye selahiyettar olmayan beş on kişiden ibarettir.

Kürdler, İslamiyet nam ve şerefini i'la için beşyüzbin (500.000) kişi feda etmişler ve makam-ı Hilafete olan sadakatlerini, îsar ettikleri kan ile bir kat daha te'yid eylemişlerdir.

Ma'hud muhtıranın esbab-ı tanzimine gelince: Ermeniler Vilayat-ı Şarkiyede ekall-i- kalil derecesinde bulundukları için; asla bir ekseriyet teminine ve ne kemiyyeten, ne de keyfiyyeten Şarkî Anadolu'da iddia-yı temellüke muvaffak olamayacaklarını son zamanlarda anladılar.. Maksadlarına Kürdler namına hareket ettiğini iddia eden Şerif Paşayı alet etmeyi müsait ve muvafık buldular. Bu suretle Kürd ve Ermeni davası ortada kalmayacak ve Şarkî Anadoludaki iftirak amali mevki-i fiile çıkmış olacaktı.

İşte, bu gaye ile o ma'hud beyanname müştereken imzalandı ve Konferansa takdim olundu. Ermeniler'in maksadı Kürdleri aldatmaktan başka bir şey olamaz. Çünkü ileride Kürdlerin kemiyyeten hal-i ekseriyette bulunduklarını inkar edemeseler bile, keyfiyyeten, yani ilmen, irfanen kendilerinden dûn oldukları bahanesiyle, Kürdleri bir millet-i tabie haline getirecekleri muhakkaktır. Buna ise, aklı başında olan hiçbir Kürd taraftar değillerdir. Zaten Kürdler bu beyannameye yalnız sözle değil, bilfiil muhalif oldukları isbat ediyorlar.

Kürdlük davası pek manasız bir iddiadır.. Çünkü herşeyden evvel Müslümandırlar.. Hem de salabet-i diniyeyi taassub derecesine isal eden hakiki müslümanlardan... Binaenaleyh, Ermenilerle aynı ırktan bulunup bulunmadıkları meselesi, onları bir dakika bile işgal etmez.

اَْلإِسْلاَمِ جَبَّ الْعَصَبِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةَİslam, uhuvvet-i İslamiyeye münafi olan kav-miyyet davasını men' eder.

Esasen bu, tarihe ait bir şeydir.. Kürdlerin asıl ve nesepleri ne olursa olsun, İslamdan iftiraka vicdan-ı millîleri asla müsaid değildir. Bununla beraber, Kürdlerin Arap kavm-i necibi ile ırken alakadar bulunduğu hakaik-i tarihiyedendir.

İslamiyyet, herhangi bir ırkın diğer bir unsur-u İslam aleyhine olarak menfî surette intibah hasıl etmesini kabul edemez. Binaenaleyh, Kürdleri Müslümanlıktan ayırmak isteyenler esasat-ı İslamiyeye muhalif hareket ediyorlar. Fakat bunlar da kimlerdir? Bir iki kulüpte toplanan beş on ki­şiden ibaret!.. Hakiki Kürdler kimseyi kendilerine vekil-i müdafi' olarak kabul etmiyorlar. Onların vekili ve Kürdlük namına söz söyleyecek ancak Meclis-i Mebusan-ı Osmaniyedeki mebuslar olabilir.

Kürdistan'a verilecek muhtariyetten bahsediliyor... Kürdler, Ecnebî himayesinde bir muhtariyeti kabul etmektense, ölümü tercih ediyorlar. Eğer Kürdlerin serbesti-i inkişafını düşünmek lazım gelirse; bunu Boğus Nubar ile Şerif Paşa değil, Devlet-i Aliye düşünür.

Hülasa: Kürdler bu hususta kimsenin tevassut ve müdahalesine muhtaç değildirler. Seyyid Abdülkadir Efendinin beyanat-ı ma'lumesine gelince: Bu hususta şimdilik bir şey söyleyemem. Bununla beraber, bu beyanatın tahrif edilip edilmediğini bilemiyorum”."

Kürt Beylerinin Yavuz'a Gönderdikleri Arîza (Dilekçe)

Molla İdris vasıtasıyla Doğu ve Güneydoğu'daki Kürt Beğleri tarafından Yavuz Sultan Selim'e gönderilen bu arîzanın sûretini, tarih-çi Koca Müverrih'in Bedayi' adlı eserindeki şekliyle hülasaten naklediyoruz:

"KÜRT BEYLERİNİN YAVUZ SULTAN SELİM'E GÖNDERDİKLERİ ARİZA"

"Can ü gönülden İslam Sultanı'na biat eyledik, İlhadları zahir olan Kızılbaşlar'dan teberri eyledik. Kızılbaşların neşrettiği dalalet ve bid'atleri kaldırdık ve ehl-i sünnet mezhebi ve Şafi'î mezhebini icra eyledik. İslam Sultanı'nın namı ile şeref bulduk ve hutbelerde dört halifenin ismini yada başladık. Cihada gayret gösterdik ve İslam Padişahı'nın yollarını bekledik. Duyduk ki, Padişah, Zülkadriye Eyaleti'ne gitmiş; bunun üzerine biz de Mevlana İdris-i Bitlisî'yi makamınıza gönderdik. Hepimizin arzusu şudur ki;

Bu muhlis ve size itaat eden bendelere yardım edesiniz. Bizim beldelerimiz Kızılbaş diyarına yakındır, komşudur ve hatta karışıktır. Nice yıllar bu mülhidler, bizim evlerimizi yıkmışlar ve bizimle savaşmışlardır. Sadece İslam Sultanı'na muhabbet üzere olduğumuz için, bu inancı saf insanları o zalimlerin zulümlerinden kurtarmayı merhametinizden bekliyoruz. Sizin inayetleriniz olmazsa, biz kendi başımıza müstakil olarak bunlara karşı çıkamayız. Zira Kürtler, ayrı ayrı kabile ve aşiret tarzında yaşamaktadırlar. Sadece Allah'ı bir bilip Muhammed ümmeti olduğumuzda ittifak halindeyiz. Diğer hususlarda birbirimize uymamız mümkün değildir. Sünnetullah böyle carî olmuşdur. Ancak ümitvarız ki, Padişah'dan yardım olursa, Arap ve Acem Irak'ı ile Azerbeycan'dan o zalimlerin elleri kesilir. Özellikle Diyarbekir ki, İran memleketlerinin fethinin kilidi ve Bayındırhan sultanlarının payıtahtıdır, bir yıldır, Kızılbaş askerlerinin işgali altındadır ve 50.000'den fazla insan öldürmüşlerdir. Eğer padişahın yardımı bu müslümanlara yetişirse, hem uhrevî sevap ve hem de dünyevî faydalar elde edileceği muhakkakdır ve bütün müslümanlar da bundan yararlanacaktır. Baki ferman yüce dergahındır.".(8)

Bu mektûb üzerine Konya Beğlerbeğisi Hüsrev Paşa kumandasında ve İdris-i Bitlisî'nin manevî yardımlarıyla toplanan on bin kişilik gönüllüler ordusu, Şah İsmail'in Diyarbekir'i muhasara altına alan ordularını tarumar eylemiştir. Bu mektubda, bizzat Kürt Beyleri, Kürt aşiretlerinin sosyal yapısına çok dikkat çekici bir üslupla işaret etmişlerdir. "Ekrad, muhtelif aşiret ve kabileler halinde yaşarlar. Sadece Allah'ı bir bilip Muhammed ümmeti olduklarında ittifak ederler. Diğer hususlarda birbirlerine uymazlar. Allah'ın kanunu böyle cari olmuşdur" şeklindeki ifade, asırlar sonra XX. asrın İdris-i Bitlisî'si olan Bediüzzaman tarafından özetle şöyle tekrar edilmektedir: (1910'larda Osmanlı Devleti'ne karşı isyan etmek istiyen Kürt aşiret reislerine hitaben diyor:)

"Altıyüz seneden beri tevhid bayrağını umum aleme karşı yücelten ve millî adetlerini terkederek ihtiyarlanan bizim şanlı Türk pederlerimize, kuvvet ve cesaretimizi hediye edelim. Ona bedel, onların akıl ve ma'rifetinden istifade edeceğiz ve asaletimizi de göstereceğiz. Elhasıl, Türkler bizim aklımız, biz onların kuvveti; hep beraber bir iyi insan oluruz. Dik başlılık etmeyeceğiz ve kendi başına hareket yapmayacağız. Bu azmimizle başka milletlere ibret dersi vereceğiz. İyi evlad böyle olur... İttifakta kuvvet var, ittihadda hayat var, uhuvvette saadet var, hükümete itaate selamet var. İttihadın sağlam ipine ve muhabbet şeridine sarılmak zaruridir." (9)

-İdris-İ Bitlisî'nin Yavuz'a Gönderdiği Mektup

Diyarbekir'in Safevî Devleti'nin alınmasından sonra Kürt Beyleri arasındaki gayretlerini sürdüren büyük alim İdris-i Bitlisî, bu faaliyetlerinin neticesinde kısa zamanda Doğu ve Güneydoğu'daki Kürt ve Türkmen Beylerinin Osmanlı Devleti'ne itaatlerini temin eylemişdir. Şimdi İdris-i Bitlisî tarafından Farsça olarak kaleme alınan bu istimaletname yani kendi arzu ve istekleriyle Osmanlıya tabi olma belgesinin Türkçe özetini beraber dinleyelim:

"Mülk ve dinin maslahatlarının nizama girmesi, metin Sultanların tedbir ve tedvirine bağlıdır. Şark ve garbda adaletin tesisi, Acem ve Arapların mazlumlarının matlub ve meramlarının te'mini, İslam Padişahının adaletine vabestedir. Diyarbekir mükimlerinden bu muhlis bendeleri arzeder ki;

Bilad-ı Ekrad denilen Diyarbekir ve civardaki mazlum müslümanlar, Devlet-i aliyyenizin hizmetine taliptirler ve devlet ile din düşmanlarının şerlerinden sizin yardım ve merhametlerinizle masûn olmak ümidindedirler. Sizin Dar'ül-Hilafe yani İstanbul'a azimet haberiniz duyuldukdan sonra buradaki bir kısım muhlis bendeler, Beylerbeyiniz Bıyıklı Mehmed Paşa'ya arz-ı itaat etmişlerdir. Hem mezkûr Beylerbeyi ve hem de bu hakir vasıtasıyla size bazı maruzatlarını arzetmek istemektedirler.

Ba'zı insî şeytanların müdahalesiye Kürt kabile ve aşiretleri, başlangıçta bir kısım ihtilaf ve ihtilallere ma'rûz kalmışlardır. Ancak Allah'ın lutf u inayetiyle bu menfilikler bertaraf edilmiştir. Ancak düşman durmamakta ve Kürt Beylerini isyana teşvik etmektedir. Bilad-ı Ekrad'ın Osmanlı Devleti'ne iltihakı, İstanbul'un fethi zaferini tamamlayacak derecede ehemmiyetlidir. Zira bu bölgenin ilhakıyla, bir tarafdan Irak yani Bağdad ve Basra'nın yolları, diğer tarafdan Azerbaycan yolları ve bir diğer tarafdan da Haleb ve Şam yolları açılmış olacaktır.

Allah'ın yardımı pek yakındır.

Bende-i Ahkar ve Çaker-i Efkar İdris". (10)

Gerçekten bu büyük alimin gayretiyle Doğu ve Güneydoğu vilayetleri kısa bir zaman içerisinde Osmanlı Devleti'ne iltihak etmiştir. Bütün bu gerçekler öğrenilince, bazı Avrupalı yazarlar ve Türkiye'deki bir kısım Kürtçü çevrelerin Osmanlı Devleti'nin doğuyu kılıçla kendine kattı ve fethetti tarzındaki iddiaları da ortada kalmaktadır.

Hizmetleri Karşılığında Yavuz'un İdris-İ Bitlisî'ye Verdiği Cevap Ve Taltif

İdris-i Bitlisî vasıtasıyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin kısa bir zaman içinde ve hem de yerli beğlerin istek ve arzularıyla Osmanlı Devleti'ne ilhak edildiğinin haberini alan Yavuz Sultan Selim, bu büyük alimi taltif etmek üzere kendisine bir ferman gönderir. Mektubunun başında Diyarbekir Vilayeti'nin sulh ile ve istimalet yolu ile fethine vesile olduğu için İdris-i Bitlisî'ye teşekkür eder. Sonra da manevi takdirleri yanında ona gönderdiği bazı maddî hediyeleri zikreder. Osmanlı Devleti'ne kendi arzularıyla tabi olan beylerin ve bunlara bağlı olan sancakların mikdarlarını ve tahrîrî bilgileri hazırlamasını emreder. Diyarbekir Beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa'ya beyaz hükm-i şerifler gönderdiğini ve Osmanlı Devleti'ne bundan sonra da tabi olacak olan bey olursa, gönderilen tuğralı beyaz kağıdlar kullanılarak onlara beratlarının yazılmasını emreder. Yani bugünün vilayetleri ve hatta devletleri, kendi arzu ve istekleriyle ve hem de birer mektup ile Osmanlı Devleti'ne bağlanmaktadır. Devlete bağlanan beyler arasında ihtilaf ve ihtilal vuku bulmaması için gereken tedbirlerin alınmasını ve in'am ve ihsanların da ona göre yapılmasını ister.

Mektubun sonuna doğru, Anadolu'yu Şi'îleştirmek istiyen Şah İsmail'in kendisine elçiler gönderdiğini, binbir türlü yağcılıklar yapıp sulh istediğini, ancak onun sözlerine ve islah olduğuna inanılmaması icabetiğini belirterek gerekli tedbirlerin ihmal edilmemesini emretmektedir.

BU GAYRETLERİN NETİCESİ NE OLDU?

Bu gayretlerin neticesinde, yıllar sürecek harplerle elde edilemeyecek zaferlere ulaşıldı. Şark diye adlandırabileceğimiz ve bugün Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Musul ve Kerkük'den itibaren Kuzey Irak ve Haleb'i de içine alan Kuzey Suriye bölgelerinde yaşayan çok sayıda Arap, Türkmen ve Kürt aşiretleri Osmanlı Devleti'ne iltihak eylemiştir. Bu iltihaklardan ba'zılarını beraber görelim:

1) Kürt ve Türkmen beylerinden istimalet ile kendi meyil ve arzuları ile itaat eden 25'den fazla aşiretten ve reislerinden ba'zıları şunlardır:

- Bitlis Hakimi Emir Şerefüddin;

- Hizan Meliki Emir Davud;

- Hısn-ı Keyfa Emîri Melik Halid;

- İmadiye Hakimi Sultan Hüseyin;

- Cezire Hakimi Şah Ali Bey;

- Çemişgezek Hakimi Melik Halil;

- Pertek Hakimi Kasım Bey;

- Ayrıca Suran, Urmiye, Atak, Cizre, Eğil, Garzan, Palu, Siirt, Meyyafarakin, Sason, Sincar, Çermik, Malatya, Urfa, Besni, Harput, Mardin ve benzeri yerlerdeki aşiretler de arka arkaya Osmanlı Devleti'ne iltihak etmişlerdir.(11)

2) Kürt ve Türkmen aşiretleri gibi, güneyde yer alan Arap aşiretleri de yine kendi iradeleriyle Osmanlı Devleti'ne iltihak etmişlerdir. Aralarında İbn-i Harkuş, İbn-i Said, Benî İbrahim, Benî Sayim, Benî Ata aşiretleri, Safed ve Gazze şeyhleri ile Haleb ileri gelenlerinin bulunduğu seçkin bir temsilciler heyetinin Yavuz'a takdim ettikleri ve aslı Topkapı Sarayı'nda bulunan şu ita'at mektubu çok manidardır:

"Bizler, canlarımız, mallarımız, iyalimiz ve dinimizin emniyeti için size itaati arzuluyoruz. İslamı tatbik ve adaleti te'sis için sizin hakimiyetinizi zaruri görüyoruz."(12)

OSMANLI DEVLETİ DOĞUDA NASIL BİR İDARÎ NİZAM TESİS ETMİŞTİ?

Osmanlı Devleti'nin idarî yapısının temelini kaza, sancak ve eyaletler teşkil ediyordu. Ancak Osmanlı Devleti, mutlak bir merkeziyetçilikten tamamıyla uzak bir anlayışa sahipti ve idaresi altına aldığı bölge ve cemiyetleri, çeşitli özelliklerine göre farklı idare tarzlarına tabi tutuyordu. Yani eyalet ve sancakların İstanbul'a olan bağlarında ayrı ayrı statüler söz konusuydu. İşte Osmanlı Devleti, Çaldıran Zaferi'nden sonra Doğu Anadolu'da Diyarbekir merkez kabul edilerek Musul, Bitlis, Mardin ve Harput da dahil olmak üzre bütün Doğu Anadolu'da gayet geniş bir eyalet meydana getirmişti. Kanunî Süleyman devrinde yeni bir düzenleme yapılarak Van'da ayrı bir eyalet daha teşkil olundu. (13)

Doğu Anadolu'daki sancakları, idare tarzı açısından, her iki eyalette de, üç ana guruba ayırmak mümkündü. Bunları kısaca özetlemekte yarar görüyoruz.

Birinci gurup, klasik Osmanlı Sancakları şeklindeydi. Yani Osmanlı Devleti'nin diğer bölgelerinde tatbik edilen idare usulu burada da cari idi. Sancakbeyleri doğrudan merkezden tayin olunurlardı ve herhangi bir imtiyaza sahip değillerdi. Bu sancaklar tımar sistemine dahildi. Diyarbekir ve Van eyaletlerindeki bu tür sancaklar, umumiyetle aşiret yapısı kuvvetli olmayan yerlerde teşkil edilmiştir. Diyarbekir Eyaleti'nde merkez Amid, Harput, Hasankeyf, Akçakale, Sincar, Zaho, Ergani ve Çemişkezek sancakları ile Van Eyaleti'ndeki Erciş ve Adilcevaz sancakları, bu tür sancakların başlıca örneklerini teşkil ederler.

İkinci gurup, Yurtluk ve Ocaklık tarzındaki sancaklardır. Fetih esnasında bazı beylere hizmet ve itaatleri karşılığında, devamlı olarak sancak ve has şeklinde tevcih edilmiştir. Bunlara Ekrad Sancakları da denir. Bunlar klasik Osmanlı sancaklarından farklıdırlar. Zira sancakların idaresi genellikle bölgeye eskiden beri hakim olagelen nüfuzlu, eski mahallî beyler ve hanedanlara terk edilmiştir. Hayat boyu sancakbeyi olan bu idareciler vefat ettiğinde, yerlerine oğulları veya diğer yakınlardan biri geçmektedir. Devlete ihanet ettikleri takdirde değiştirilebilmektedirler. Seferde Beylerbeyi'nin hizmetine girmekle mükellefdirler ve bu memleketlere merkezden kadı tayin edilir. Arazileri tımar nizamına tabi'dir. İmtiyazlı sancaklar da diyebileceğimiz bu sancaklardan Diyarbekir Eyaleti'ne bağlı 13 ve Van Eyaletine bağlı olarak da 9 adet mevcut idi. Çermik, Pertek, Kulp, Mihrani, Siirt ve Atak Diyarbekir'e bağlı bu tür sancaklardandırlar. Müküs ve Bargiri de Van'a bağlı bu tür sancaklardandırlar.

Üçüncü gurup ise, Hükümet adı verilen sancaklardır. Bunların idaresi, fetih esnasında gösterdikleri hizmetlerden dolayı tamamen yerli beylere terkedilmiştir. Sancakbeylerinin tayinine merkezî idare asla karışmaz ve ellerine verilen ahidnameler gereğince, bunlar azl ve nasb edilemezler. Arazisinde tımar nizamı cari değildir. Dahilde tamamen müstakil olan bu bölgeler, hariçte yani askeri ve siyasi alanda bölgedeki Osmanlı beylerbeyine tabidirler. Diyarbekir eyaletinde Hazzo, Cizre, Eğil, Tercil, Palu ve Genç sancakları; Van Eyaletinde ise, Bitlis, Hizan, Hakkari ve Mahmudi sancakları bu mahiyette Osmanlı Sancaklarıdır.(14)

Kısaca özetlediğimiz bu sistem, daha ziyade Doğu Anadoluda uygulanagelmiştir. Sebebi bu bölgede daha önce müstakil veya İran'a bağlı beylerin fetih esnasında Osmanlı Devleti'ne sadakat göstermeleri ve en önemlisi de, hem itikadî açıdan ve hem de amelî açıdan, Osmanlı Devleti ile aralarında herhangi bir farkın bulunmamasıdır. Başlangıçta hizmet ve sadakat karşılığı verilen bu sancakların durumu, daha sonra ailelerin tasarrufuna bırakılmış ve Tanzimat dönemine yani 1840'lara kadar bu hal aynen devam etmiştir.(Risalehaber)

Nihat Doğan ile Hulk Karşı Karşıya Gelirse




Nihat Doğan ile Hulk karşı karşıya
Nihat Doğan ile Hulk karşı karşıya gelirse..


Gündeme ilişkin konuları esprili bir üslupla işleyen Bobiler'in son bombası Nihat Doğan oldu.

Ünlü aforizmaları ile tüm dikkatleri üzerine çeken Nihat Doğan'ın ünlü kahraman Hulk ile karşı karşıya gelmesi ortaya ilginç görüntülerin çıkmasına neden oldu.


Aşırı Yüksek Bütçeli Suavi Taklidi




Aşırı yüksek Bütçeli Suavi Taklidi' ismiyle sosyal paylaşım sitelerine konulan bu video, internet aleminde bomba gibi patladı.. Elden ele dolaşan bu görüntüler, arkadaş grupları arasında paylaşım rekoru kırarken, taklidi yapılan ünlü sanatçı Suavi de bu videoyu yine sosyal paylaşım sitelerinde paylaştı..

Koca Istiyorum Gel Beni Al

Her Gördüğü Sakallıyı Dedesi Zannederse




Patriğin şaşırıp kaldığı an
Ortodoks Patriği III.Theofilos'un Aysofya'dan ayrılışı esnasında ilginç bir olay yaşandı.


Arap Uyanışı Kongresi Programı kapsamında İstanbul'a gelen Hıristiyan dini liderler Ayasofya Müzesi'ni gezdi. Grup halinde gelen ve yaklaşık bir saat müze içersinde vakit geçiren dini liderler daha sonra Ayasofya'dan ayrıldı.

Arap Uyanışı Kongresi Programı kapsamında İstanbul'a gelen Hıristiyan dini liderler Ayasofya Müzesi'ni gezdi. Grup halinde gelen ve yaklaşık bir saat müze içersinde vakit geçiren dini liderler daha sonra Ayasofya'dan ayrıldı. Kudüs Rum Ortodoks Patriği III.Theofilos, Ayasofya Müzesi'ni ziyaret ettikten sonra çıkışta basın mensuplarına açıklama yaptı.


"ELİNİ ÖPEYİM HACI AMCA"

Açıklama sonrası bir vatandaş Theofilos'un karşısına geçerek "Elini öpeyim hacı amca" diyerek el öptü. Theofilos ise bu durum karşısında şaşkınlığını gizleyemedi ve gülerek karşıladı.


Buda İlk Twitter Nikahı


Twitter üzerinden ilk nikah kıyıldı
Türkiye'de ilk defa internet üzerinden nikah kıyıldı Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara, Cengizhan Çelik'in nikahını Twitter'dan kıydı.


Twitter üzerinden ilk nikah kıyıldı

Türkiye'de sosyal medya üzerinden bir ilk gerçekleşti.

Mikroblog sitesi Twitter üzerinden evlenme merasimini gerçekleştiren Kara, gelin, damat ve şahitlere sorularını sordu. Gelin ve damatın 'evet' yanıtları da yine Twitter üzerinden aldı.

Kara, çiftlerden ve şahitlerden gelen cevaplardan sonra "Ben de Üsküdar halkının bana verdiği yetkiye dayanarak sizleri karı koca ilan ediyorum" diyerek nikahı tamamladı.