Twitter'da Cemaat'i Ti'ye Alan Montaj Videosu

Cemaat yazarlarını ters köşe yapan montaj videosu

"Bilal Erdoğan'ın paraları taşıma görüntüsünü yayınlayacağız" diye duyuru yapan hesaptan atılan video Paralelcileri ters köşe yaptı.


Cemaat yazarlarını ters köşe yapan montaj videosu
Bir Twitter hesabından "İşte paraların sıfırlanmasının görüntüleri" diye paylaşılan bir video Cemaat'e yakın Twitter fenomenlerini ofsayta düşürdü.


CEMAAT'E YAKIN İSİMLER ANINDA PAYLAŞTI AMA...
"Paraların nasıl taşındığına yönelik" video yayınlanacağını duyuran hesabın takipçileri bu tweet'i beklemeye başladı. Takipçileri 7000 kişiye ulaşan hesabın paylaşımlarını Tuncay Opçin ve Ergün Babahan da RT etti. Ahmet Memiş ise montaj fotoğrafları "paraların sıfırlanma görüntüsü" diye yayınladı.

"MONTAJ NASIL YAPILIR" DERSİ ÇIKTI

Ceylan'ın şarkısıyla sunulan video yayınlanınca ortaya çok konuşulacak "montaj nasıl yapılır" dersi çıktı. 

Ceylan'ın Şantaj Montaj Şarkısı Yeniden Dillerde

Ceylan'ın şantaj montaj şarkısı yeniden dillerde

Birbiri ardına yayınlanan ses kayıtları, Ceylan'ın yıllar önce dillere düşen bir şarkısını yeniden gündeme taşıdı; "Şantaj, montaj"







Ceylan'ın şantaj montaj şarkısı yeniden dillerde
Her gün bir yenisi çıkan ses kayıtları Türkiye'nin değişmez gündem maddesi haline geldi. İnternete düşen ve özellikle sosyal medyada hızla yayılan ses kayıtları montaj ve şantaj iddialarını da beraberinde getirdi.

Bu tartışmalar üzerine son günlerde tekrar popüler olan Küçük Ceylan’ın Şantaj-Montaj isimli 1993 tarihli şarkısı, bir kez daha gündeme geldi. 
İşte o şarkı; 
Her gün baska baska konu
Ne basi var ne de sonu
Söyle gerçek sevgi bu mu
Yazin baska kisin baska
Hasret kaldim gerçek aska
Için baska disin baska
Her gün beles yasiyorsun
Üstüme gül kokluyorsun
Gerçege yalan diyorsun
Yaptigina santaj denir
Böyle aska montaj denir

Şehzade Cihangir Neden Öldü?

Şehzade Cihangir neden öldü? Şehzade Mustafa'nın ölümü sonu oldu.. Şehzade Cihangir nasıl öldü,mezarı nerede?

Şehzade Cihangir Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem'in küçük oğullarıdır. Oldukça duygusal ve abisi Mustafa'yı çok severdi. Şehzade Cihangir abisinin ölümünden sonra daha fazla dayanamadı ve bu acıyla mahvoldu. 



Şehzade Sultan Cihangir (d.1531, İstanbul - ö.1553, Halep), (Osmanlıca adı: الأمير جيهانغير) Osmanlı Padişahı I. Süleyman'ın Hürrem Sultan'dan olan dördüncü oğlu.[1] Fiziksel rahatsızlıkları bulunması sebebiyle sancak istememiştir. Az sayıda sefere katılmıştır. Kendi öz kardeşleri tarafından bile dışlanmıştır. Cihangir'in en çok sevdiği kardeşi hep Şehzade Mustafa olmuştur. Ağabeyinin 1553 tarihinde Nahcivan Seferi sırasında padişahın otağında boğdurulması sebebiyle buna dayanamayan Cihangir aynı sene Halep'te hayatını kaybetmiştir. Babası Kanuni, onun adına Cihangir adlı semt kurdurmuştur.

Şehzade Cihangir, 1531 yılında dünyaya gelmiştir. Eğitimini sarayda tamamlamıştır. Ayrıca Cihangir'in haremi ve eşi hiç olmamıştır. Yetişkinliğe ulaşınca babası ona Amasya Valiliğini vaad etmiştir. Ancak bir nedenden olayı sancak istememiştir. Kambur olan genç şehzade kendi öz kardeşleri tarafından hep alay konusu olmuştur. Lakin ağabeyi Şehzade Mustafa onun en çok seven kardeşidir. Bu yüzden Cihangir'de ağabeyini kendi öz kardeşlerinden daha çok sevmiştir. Ağabeyinin 1553 senesinde Nahcivan Seferi sırasında padişahın otağında boğdurulması Cihangir'in de ölüm sebebi olmuştur. Bu acıya dayanamayan Cihangir'de aynı sene Halep'te vefat etmiştir.
Kişiliği[değiştir | kaynağı değiştir]

Kendisi hattat (yazı ustası) olup, ayrıca Zarîfî mahlasını kullanan bir şairdir.
Ölümü[değiştir | kaynağı değiştir]

Ağabeyi Şehzade Mustafa’nın boğdurulduğu sırada, o da babasının çadırında olduğundan, olayı en yakından yaşamıştır. Bu, onun ruhunda öylesine bir hasar bırakmıştır ki, idam sonrası düştüğü büyük travmanın sonucuna daha fazla dayanamayıp, babasıyla Halep’e vardıklarında (28.08.1553) orada melankoliden ölmüştür. Kanuni, oğlu adına İstanbul-Beyoğlu’ndaki Cihangir mahallesi, bu adını işte bu talihsiz evlattan almış bulunmaktadır. Babası bu yeri onun adına kurdurmuş olup, aynı yere, cami, imaret, tekke ve türbe yaptırmıştır. Şehzade Cihangir'in mezarı İstanbul'daki Şehzadebaşı Camii'sinde ağabeyi Şehzade Mehmed'in yanı başında yer almaktadır.
Popüler kültürdeki yeri[değiştir | kaynağı değiştir]

2003 yılında yayınlanan Hürrem Sultan adlı Türk televizyon dizisinde Şehzade Cihangir'i Engin Hepileri canlandırdı. 2011 yılından itibaren yayınlanan Muhteşem Yüzyıl adlı Türk dizisinde ise Şehzade Cihangir'in çocukluğunu Aybars Kartal Özson, 4. ve son sezonda ise Tolga Sarıtaş canlandırmaktadır.
Kanunî’nin oğlu Şehzâde Mustafa’nın öldürülmesi Osmanlı tarihinin bugüne kadar unutulmayan en acı hadiselerinden biridir
Şehzâde Mustafa, 1515’te babasının Manisa Sancakbeyliği sırasında doğdu. Annesi Mahidevran Hatun’du. 1520’de babasının tahta çıkması üzerine İstanbul’a geldi. 1533’te Manisa Sancakbeyliği’ne tayin edildi.
Yeniçerilerin sevgisi
Şehzâde Mustafa, Manisa Sancakbeyliği sırasında şairleri ve âlimleri himayesi altına aldı. Halka, ulemaya ve askerlere karşı cömert oldu. Şehzâde hemen herkes tarafından sevilerek saltanatın varisi olarak görüldü.
Şehzâdenin bu şekilde geniş bir nüfuza sahip olması ve değişik halk kesimlerinden destek görmesi, Hürrem Sultan’ı huzursuz ediyordu. Hürrem Sultan’ın da etkisiyle Veziriazam Makbul İbrahim Paşa öldürüldü. Böylece Şehzâde Mustafa İstanbul’daki en büyük destekçisini kaybetti. Hürrem Sultan ise kızı Mihrimah Sultan’ı evlendirdiği Rüstem Paşa’yı ikbal merdivenlerinden çıkararak, Şehzâde Mustafa’ya karşı önemli bir müttefik buldu.
Valilere mektup yazdı
Kanunî, Hürrem Sultan’ın da tesiriyle Şehzâde Mustafa’yı saltanat merkezine daha yakın olan Manisa Sancakbeyliği’nden alarak yerine Şehzâde Mehmed’i tayin etti. Şehzâde Mustafa’yı da Amasya’ya gönderdi. Ancak Şehzâde Mehmed’in 1 yıl sonra 1543’teki beklenmedik ölümü Şehzâde Mustafa’yı tekrar şanslı duruma getirdi.
Şehzâde Mustafa da bu arada valilere mektuplar yazarak çevresini genişletmeye çalışıyordu. Mahidevran Sultan, Amasya’da Şehzâde Mustafa’ya yol gösteriyor, oğlunu korumak için çabalıyordu.
Venedik Elçisi Navagero, Hürrem Sultan ile Rüstem Paşa’nın Şehzâde Mustafa’yı engellemek için neler yaptıklarını da şöyle anlatır:
Sahte mektuplar
Gelişmelerin günden güne kendi aleyhlerine gittiğini gören Rüstem Paşa, gizlice şehzâdenin mührünü kazıttı. Şehzâde Mustafa’nın ağzıyla İran Şahı Tahmasb’a bir mektup yazdı. Sahte mektupta, şehzâde “padişah olması halinde Şah Tahmasb ile yakın bir dostluk kuracağını bildiriyor ve Şah’ın güzel kızı Feride ile evlenmek istediğini” söylüyordu. Rüstem Paşa, şehzâde adına yazdığı sahte mektubu Zeynel Bey vasıtasıyla İran şahına gönderdi. Şahın cevaben şehzâdeye yazmış olduğu mektubu da aynı yolla ele geçirdi. Rüstem Paşa çok büyük bir koz yakalamıştı. Gerektiğinde bu sahte mektupları padişaha gösterecek ve şehzâdenin sonunu hazırlayacaktı.
Kanunî’ye iletti
1552’de Veziriazam Rüstem Paşa, İran seferine çıktı. Ancak Anadolu’daki asker ve halkın Şehzâde Mustafa’ya büyük muhabbet beslediklerine şahit oldu. Padişahın yaşlandığı ve Rüstem Paşa’nın da ortadan kaldırılması gerektiği yönünde dedikodular üzerine veziriazam, hemen bir adamını İstanbul’a göndererek meydana gelen olayları Kanunî’ye iletti. Bu arada daha önce Şah Tahmasb’a yazdığı sahte mektupları da Şehzâde Mustafa’nın aleyhine delil olarak gönderdi. Artık, Kanunî Sultan Süleyman tamamen oğlunun aleyhine dönmüştü. Özellikle, “Padişahın kalan ömrünü Dimetoka saraylarında ibadetle geçirmesi gerektiği” şayiası kendisini çok üzmüştü. Dedesi İkinci Bâyezid tahttan indirilerek Dimetoka Sarayı’na gönderilmiş ancak yolda aniden ölmüştü.
Şehzâde Mustafa’nın öldürülmesi
Sultan Süleyman, Rüstem Paşa’yı geri çağırarak seferin ertesi yıl bizzat kendi komutasında yapılacağını bildirdi. Kanunî, 28 Ağustos 1553’te ordusuyla Üsküdar’dan hareket etti. Ordu 5 Ekim’de Konya Ereğlisi yakınındaki Aktepe denilen mevkide konakladı. Orduya katılması talimatı verilen Şehzâde Mustafa, babasının kendisiyle ilgili düşüncelerinden habersiz, birlikleriyle babasının otağının 2 mil uzağına otağını kurdu.
Uyarıları dinlemedi
Şehzâde Mustafa, akşama doğru babasının otağından kendisine doğru üzerinde kâğıt bulunan bir ok atıldı. Kâğıtta babasının otağına kesinlikle gitmemesi, babasının onu öldüreceği yazılıydı. Şehzâde Mustafa bunu Rüstem Paşa’nın kendisine karşı bir hilesi olarak düşündü. Şehzâde Mustafa, çevresinin bütün uyarılarına rağmen babasının kendisini öldürteceğine inanmıyordu.
Şehzâde Mustafa, padişahın çadırına girdiğinde elinde bir yayla tahtta oturan babasını hürmetle selamladı. Kanunî bu selama, “Ah köpek! Sende hâlâ beni selamlayacak cesaret var mı” diyerek arkasını döndü. Bu işaret üzerine iri cüsseli dilsiz yedi cellat şehzâdenin üzerine atıldılar.
Şehzâde Mustafa böyle ani bir saldırı karşısında bile cellatlardan kurtulup, onları yere sermeyi başardı. Bu sırada karşısına çıkan Zal Mahmud Ağa, şehzâdeye çelme takarak onu yere düşürdü ve hemen kemendi boynuna geçirdi. Birkaç dakika sonra şehzâdenin cesedi çadırın dışına çıkarılarak bir İran halısının üzerinde teşhir edildi.

Rüstem Paşa azledildi
Olup bitenler Şehzâde Cihangir’i derinden yaraladı. Şehzâde Cihangir, kısa bir süre sonra vefat etti. Şehzâde Mustafa’nın ölümü ordu arasında derin bir üzüntü ve hoşnutsuzluk meydana getirdi. Rüstem Paşa azledilip, Şehzâde Mustafa’ya yakınlığı ile bilinen Kara Ahmed Paşa veziriazamlığa getirildi. Şehzâdenin cenazesi Bursa’ya gönderilerek defnedildi. Hürrem Sultan’ın kışkırtmasıyla, babasının intikamını alır gerekçesiyle Şehzâde Mustafa’nın 7-8 yaşlarındaki oğlu Şehzâde Mehmed de öldürüldü.
Düzmece Mustafa
Şehzâde Mustafa öldü ama arkasından en az 5 kişi ben Şehzâde Mustafa’yım diye isyan çıkardı. Şehzâdenin katlinden kısa bir süre sonra Dobruca’da ortaya çıkan bir kişi Şehzâde Mustafa olduğunu iddia etti. Şehzâdeye benzerliği ve cesareti ile etrafına Rumeli eyaletlerinden binlerce sipahiyi topladı. Düzme Mustafa bir müddet devlet güçlerini uğraştırdıktan sonra yakalanıp, İstanbul’da çengele geçirilerek öldürüldü.
Arka arkaya isyanlar
Düz­me­ce Mus­ta­fa is­yan­la­rı dur­ma­dı. 1557’de Ana­do­lu­’da Sa­fe­vi­le­r’­in de des­tek­le­di­ği bir is­yan çık­tı. Sul­tan Sü­ley­ma­n’­ın taht ko­nu­sun­da­ki en­di­şe­le­ri­ni sa­de­ce 1566 yı­lı­na ka­dar ye­ni­den or­ta­ya çı­kan Düz­me­ce Mus­ta­fa­lar can­lı tut­tu. 1564’te fark­lı böl­ge­ler­de iki Düz­me­ce Mus­ta­fa
or­ta­ya çık­tı. Bir Düz­me­ce Mus­ta­fa ise 1565 Ha­zi­ra­nı­’n­da idam edil­di.

Hürrem Sultan’a suçlama
Şehzâde Mustafa ile ilgili birçok mersiye yazıldı. Kadın şair Nisâyî yazdığı mersiyede Hürrem Sultan’ı açıkça suçlamıştır:
Bir Urus câdısınun sözin kulağuna koyup
Mekr ü âle aldanuban ol acûzeye uyub
Bâğ-ı ömrün hâsılı ol serv-i âzâda kıyup
Bi-terahhum şâh-ı alem n’itdi Sultan Mustafâ
Şâh-ı âlemsin veli halk tutdı senden nefreti
Kimsenün kalmadı hergiz sana meyl-i şefkati
Bâis olan müftiye irmesün Hak rahmeti
Merhametsüz şâh-ı âlem n’itdi Sultan Mustafâ
    Nisâyi

Unutulmayan MERSiYE
Şehzâde Mustafa adına birçok mersiye yazıldı. Bunların en meşhuru Taşlıcalı Yahya’nınkidir:
Meded, meded bu cihânın yıkıldı bir yanı
Ecel celâlîleri aldı Mustafa Hân’ı.
Dolundu mihr-i cemâli, bozuldu erkânı,
Vebâle koydular âl ile Âl-i Osmân’ı.
.............
Enîsi gâib erenler, celîsi ehl-i sefâ,
Ziyâde ide yaşım gibi rahmetin mevlâ.
İlâhi! Cennet-i firdevs ana durağ olsun,
Nizâm-ı âlem olan Pâdişah sağ olsun!

Hürrem ve Mahidevran Sultan Nasıl Öldü?

Hürrem ve Mahidevran Sultan nasıl öldü?

Son dönemde popülaritesi yükselişe geçen ekranların sevilen dizisi Muhteşem Yüzyıl'dan sonra Türk Tarihine olan merakı arttı. Sizin için tarihin en çok merak edilen isimlerini araştırdık. İşte gerçekte Hürrem Sultan, Mahidevran Sultan'ın hayatı ve ölüm nedenleri...



Son dönemde popüleritesi yükselişe geçen ekranların sevilen dizisi Muhteşem Yüzyıl'dan sonra Türk Tarihine olan merakı arttı. Osmanlı Tarihinin en parlak dönemi olan Kanunş döneminde gerçekte yaşananlar nasıldı?   Sizin için tarihin en çok merak edilen isimlerini araştırdık. İşte gerçekte Hürrem Sultan, Mahidevran Sultan'ın hayatı ve ölüm nedenleri...

MAHİDEVRAN SULTAN'IN HAYATI

Mahidevran Sultan'ın Arnavut kökenli olduğu tahmin edilmektedir. Mahidevran Sultan'ın Kanuni'yle tahta çıkmadan önce Manisa valisi olarak görev yapmaktayken evlendiği bilinmektedir. Mahidevran Sultan 1515 yılında Kanuni'nin ilk erkek çocuğu olan Şehzade Mustafa'yı dünyaya getirdi. 1520 yılında eşinin padişah olması üzerine çocuklarıyla birlikte İstanbul'a geldi. Bu sırada Hürrem Sultan saray haremine girmişti ve kısa zamanda Kanuni'nin en sevdiği eşi haline gelmişti. 1524 yılında Hürrem Sultan da bir erkek çocuk dünyaya getirdi.

Şehzade Mustafa yetişkinliğe ulaşınca Osmanlı geleneğine uyarak Amasya'ya vali olarak gönderildi. Gene gelenek olduğu üzere annesi Mahidevran Sultan da oğluyla birlikte Amasya 'ya gitti. Şehzade Mustafa'nın Kanuni'nin en büyük oğlu olması ve sevilen bir şehzade olması nedeniyle babasından sonra tahta çıkması bekleniyordu. Ancak Kanuni 1553 yılında oğlu Mustafa'yı kendisini tahttan indirmeyi planladığı inancıyla boğdurttu. Hürrem Sultan'ın Kanuni'yi bu kararında etkilediği inancı yaygındır. Şehzade Mustafa'nın öldürülmesinden sonra Mahidevran Sultan iyice gözden düştü. Yaşamının büyük bir bölümünü fakir olarak oğlunun mezarının bulunduğu Bursa'da geçirdi. Ancak annesi Hürrem Sultan'ın ölmesinden sonra Hürrem Sultan'ın oğlu II. Selim Mahidevran Sultan'a maaş bağlattı ve 1555 yılında oğlu Mustafa'nın türbesini yaptırttı.

Mahidevran Sultan 1580 yılında 82 yaşında Bursa'da öldü. Oğlunun türbesine gömüldü.

Bursa'daki günlerini sıkıntı içerisinde geçirdi. 1558 yılında Hürrem Sultan'ın ölmesi ile Hürrem Sultan‘ın oğlu II. Selim Mahidevran'a maaş bağlattı ve borçlarını ödedi. Daha sonra Mahidevran Sultan Mustafa'nın Muradiye'deki mezarının üstüne Mustafa-i Cedit Türbesi'ni yaptırdı. 1581 yılında ölen Mahidevran oğlu Mustafa'nın yanına gömüldü. Ayrıca Mahidevran Sultan Sultan Süleyman, Hatice Sultan ve kız kardeşi Lebriz'e Manisa'da geçen günlerinden sonraki hayatının çok kötü olduğunu anlatan mektuplar yazdı.

MAHİDEVRAN SULTAN NEDEN ÖLDÜ?

Şehzade Mustafa yetişkinliğe ulaşınca Osmanlı geleneğine uyarak Amasyaya vali olarak gönderildi. Yine gelenek olduğu üzere annesi Mahidevran Sultan da oğluyla birlikte Amasya ya gitti. Şehzade Mustafanın Kanuninin en büyük oğlu olması ve sevilen bir şehzade olması nedeniyle babasından sonra tahta çıkması bekleniyordu. Ancak Kanuni 1553 yılında oğlu Mustafayı kendisini tahttan indirmeyi planladığı inancıyla boğdurttu. Hürrem Sultanın Kanuniyi bu kararında etkilediği inancı yaygındır. Şehzade Mustafanın öldürülmesinden sonra Mahidevran Sultan iyice gözden düştü. Yaşamının büyük bir bölümünü fakir olarak oğlunun mezarının bulunduğu Bursada geçirdi. Ancak annesi Hürrem Sultanın ölmesinden sonra Hürrem Sultanın oğlu II. Selim Mahidevran Sultana maaş bağlattı ve 1555 yılında oğlu Mustafanın türbesini yaptırttı.

HÜRREM SULTAN'IN HAYATI


(d. 1506 - ö. 1558)

Doğum adı:
Aleksandra Lisowska,

Avrupa'da tanındığı ad: Roxelana.

Hürrem Sultan 1506-1558 yılları arasında yaşamıştır. Kanuni Sultan Süleyman'ın nikahlı eşi olan Hürrem Sultan 12-13 yaşlarında Osmanlı sarayına köle olarak hediye edilmiştir.

Sarayda özel eğitim alan Hürrem Sultan, Kanuni Sultan Süleyman ile evlendikten sonra azad edilerek kölelikten kurtulmuştur. Bir Osmanlı padişahıyla ilk resmi nikahı yaptıran kadın olarak tarihe geçmiştir.

Hürrem Sultan, sarayda özel bir eğitim gördü. Güzelliği, zekası ve becerisi ile padişahın dikkatini çekmeyi bildi. Harem kadınları ve saray ileri gelenleri arasında da kendine yer edindi. Hürrem Sultan saraya geldiğinde Kanuni Mahidevran Sultan ile evliydi ve Mustafa isimli bir oğlu vardı. Mustafa zamanla çok sevilen bir şehzade haline geldi. Mustafa'nın Kanuni'den sonra padişah olmasına kesin gözüyle bakılıyordu. Bu da Mahidevran Sultan'ın Valide Sultan olacağı anlamına geliyordu. Oysa Hürrem Sultan her bakımdan Mahidevran Sultan'ın önüne geçti.

"Hürrem Sultan, Divan Şiirini Kanuni Kadar İyi Yazardı"


Araştırmacı-Yazar Talha Uğurluel, Hürrem Sultan'ın Türkçeyi en az Kanuni Sultan Süleyman kadar iyi konuştuğunu ve Divan şiirini Kanuni kadar iyi yazabildiğini söyledi.

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Beyaz Derya Düşünce ve Gelişim Topluluğu tarafından, SAÜ Kongre Kültür Merkezi'nde düzenlenen 'Kanuni ve Harem' isimli konferansta konuşan Araştırmacı-Yazar Talha Uğurluel, Osmanlı tarihinin, yabancı seyyahların yorumlamalarıyla anlatılamayacağını kaydetti.

HÜRREM SULTAN NEDEN ÖLDÜ?

Hürrem Sultan'ın 18 Nisan 1558 tarihinde, Kanuni Sultan Süleyman ile çıktığı Edirne yolculuğu dönüşünde hastalanarak ölmüştür. Ölüm nedeninin; sıtma, yüksek ateş ya da kuluç hastalığı olduğu rivayet edilmektedir. Hürrem Sultan'ın mezarı, duvarları cenneti tasvir eden İznik Çinileriyle kaplı Süleymaniye Camisi Külliyesi içinde bulunmaktadır.

Kanuni'den 8 sene önce ölen Hürrem Sultan, oğlu II Selim'in tahta çıkışını da görememiştir.

Tolga Zengin'den Kemal Sunal Göndermesi




Tolga Zengin'den Kemal Sunal göndermesi Beşiktaş kaptanı Tolga Zengin, derbi maçta yaptırdığı penaltı ile gündemi meşgul eden Dany ve gol sevinci ile tepki toplayan Melo hakkında net konuştu. İşte Tolga Zengin'den Dany ve Melo açıklaması; "Dany'ye kefil oluyorum. Bu formayı giyiyorsa böyle birşey olamaz. Dany'den şüphe den benden de şüphe debilir. Herşeyden önce ailesi var yapmak istese bile farklı pozisyonda yapardı, bariz bir şekilde yapmazdı zaten. Ben kefil olmam böyle birşey olsa zaten. Hata yapılabilir canı sağolsun, her hatanın altında kasıt aramamak lazım. Türk toplumu olarak bunu çok yapıyoruz, yapmamaız gerkeiyor, her hatanın altında kasıt aramamalıyız." Melo'nun gol sevinci için... Kimisi zeybekten hoşlanır, kimisi o danstan hoşlanır. Toplum olarak bir iş yapıyoruz. Küçük çocuklara iyi örnek olmak lazım. Semih yaptığı hareket herkes tarafından takdir topluyor ama bu tarz hareketler sıkıntı yaşataibliyor. Bizden önce kulübünün düşünmesi gerekiyor. Benim düşüncem budur, buraya gelen yabancıların her hareketiyle örnek olması gerekiyor. "Gelen yabancıların ayakları yere deymiyor" Havaalanında omuzlarda geliyorlar, ayakları yere deymiyor. Bizim arkadaşlarımız gidiyor 30 dakika taksi bekledim diyenler var ama buraya gelen yabancılar evler, villalar hepsi yapılıyor, tutuluyor. Adam 'ben ne oldum' diyor. Yaptığın gol sevincine kadar dikkatli olmak zorundasın. Kemal Sunal göndermesi! Önce kendi insanımıza değer vermemiz gerekiyor. Kemal Sunal'ın filmi vardı kendisini siyaha boyuyor. Onun orada yaptığı gibi, Türkiye'de yabancı sempatisi devam ediyor. 35 senedir hiçbirşey değişmedi memleketimizde... Haber Kaynağı: Milliyet

Lazer Tutan Hababam Taraftara Dava





Tolga Zengin'e lazer tutan taraftara dava
Tolga Zengin'e lazer tutan taraftara dava Derbide kaleci Tolga'ya lazer tutan Galatasaraylı taraftara, Beşiktaş taraftarı dava açıyor. Milliyet'te yer alan habere göre, Beşiktaşlı avukat taraftar Kemal Ozan Atak, dün akşam oynanan Galatasaray-Beşiktaş derbisinde maç esnasında kaleci Tolga Zengin'e penaltı atılırken lazer tutan kişiye dava açıyor. TARAFTARA "KASTEN ADAM YARALAMA" SUÇLAMASI Karşılaşma öncesi ısınmaya çıkan milli kaleci, ısınma esnasında gözünün sulanması nedeniyle bir sıkıntı yaşamıştı. Göz hekimi uzmanları, lazer tutulması sonucunda o bölgede hassasiyet meydana gelebileceğini söylerken, göz kapakları düşen ve gözlerini açmakta zorlanan kaleci Tolga'ya bilinçli zarar vermekten dolayı pazartesi günü dava açılıyor. Davanın içeriğine göre, sarı kırmızılı taraftarın yaptığı, silahla kasten adam yaralama suçu olarak belirlendi.

Dombra Nedir? İşte Dombranın Gerçek Hikayesi

Dombra nedir? İşte dombranın gerçek hikayesi

Dombra nedir? İşte dombranın gerçek hikayesi
Ünlü sanatçı Uğur Işılak'ın AK Parti için yeniden yorumladığı Dombra şarkısı şu günlerde herkesin dilinde dolaşıyor. İşte gerçek dombra ve hikayesi...
Dinleyen herkesi duygulandıran efsane Dombra şarkısı dilden dile yayılmaya devam ediyor. Dombra şarkısı, Nogay Türklerine ait ve Cengiz Han Marşı olarak da biliniyor. Göktürk'lerin savaş marşı olarak tanınıyor.

AK Parti'nin sözlerini değiştirerek, müziğini kullandığı seçim şarkısına da bunu hatırlatır şekilde, "Recep Tayyip Erdoğan-Dombra" adı verildi. AK Parti'nin seçim şarkısı, Uğur Işılak tarafından seslendirildi. Dombra adı, Kazak Türkleri'nin kullandığı iki telli, parmakla çalınan halk çalgısından geliyor.

DOMBRA EFSANESİ NASIL ÇIKTI?

Dombranın oluşumuyla ilgili bir efsane şu şekildedir; Cengizhan'ın büyük oğlu Joşıhan ava çıkar. Yaralı ceylanın peşini kovalarken vefat eder. Oğlundan habersiz kalan Cengizhan onun öldüğünü sezerek "Kim bana bu acı haberi söylerse onun boğazına kurşun dökeceğim." der. Cengizhan'ın sertliğinden korkan vezirleri haberi vermeye cesaret edemezler. Buna daha çok sinirlenen Cengizhan tüm kahrını, acısını halktan çıkarmaya başlar ve halka zulmeder.
Bu kadar ağır eziyetin altında kalan halkını bu ıstıraplardan kurtarmak ümidiyle Kerbuğa-küyşi Hanın huzuruna gelir, bildiklerini gizlemeden anlatmasını ister. Kerbuğa da bildiklerimi ben değil iki telim anlatsın der; "Aksak Ceylan" küyünü yazar ve dombırasıyla Cengizhan'a anlatır. Küyde Hanın katılığı, acımasızlığı, halkın çektiği ağır işkenceler, avcılık hayatı ve Joşıhan'ın ölümü anlatılır.

DOMBRA'YA KURŞUN DÖKÜLÜR

Bunun hepsini çok iyi anlayan Cengizhan Kerbuğa'nın boğazına kurşun dökülmesini emreder. Fakat Kerbuğa acı gerçeklerin kendisi değil dombrasının ağzından çıktığını söyler. Böylece kurşun dombıranın gövdesine dökülür. Sıcak kurşuna dayanamayan dombıranın birkaç teli kopar, eskiden altı telli olan dombıra bugünkü iki telli hâlini alır.

DOMBRA NEDİR?

Dombra; iki telli, parmakla çalınan halk çalgısıdır. Kazak Türklerinin en yaygı çalgısıdır. Telleri eskiden bağırsaktan yapılırken günümüzde misina kullanılmaktadır. Kazakça'da barsak anlamına gelen "işege" sözü "işek" şeklini alarak çalgı teli anlamına dönüşmüştür.
Armudi bir teknesi, çam ağacından göğsü ve perdeli sapıyla küçük bir dutarı andırır. Boyu 80- 100 cm kadardır. Abay ve cambıl dombırası olmak üzere iki türü vardır. Şertpe ve tökpe adları altında iki türlü çalım tekniği vardır.
Şertpe tekniğinde sağ elin ayası göğüse dayanarak işaret parmağı ile vurma ve çekmelerle çalınırken, tökpe tekniğinde sağ el bilekten hareket ederek ve bütün parmaklar kullanılarak çalınır. Ses aralığı bir tel üzerinde bir buçuk oktavdır. Dörtlü ya da beşli aralıkla akortlanır.

İşte gerçek Dombra

Şehzade Mustafanın Gerçek Yüzü Görüntüsü

Şehzade Mustafanın Gerçek Yüzü Görüntüsü


Kanuni Sultan Süleyman ve Mahidevran Sultanın oğlu olan Şehzade Mustafa, tarihteki en acı ölümlerden birine reva görülmüştür.

[​IMG]

Hürrem Sultanın entrikalarıyla babası tarafından ölüme gönderilen Şehzade Mustafanın sonunu yakın zamanda Muhteşem Yüzyılda izledik. İşte merak edenler için Şehzade Mustafa'nın gerçek resmi:

[​IMG]

Deli ibrahim Paşa Delimiydi?

Deli ibrahim paşanın hayatı

Babası: 1. Ahmed
Annesi: Kösem Sultan
Doğum: 5 Kasım 1615
Ölüm: 18 Ağustos 1648
Saltanat Aralığı: 1640-1648
Önceki: 4. Murad
Sonraki: 4. Mehmed
Osmanlı pâdişâhlarının on sekizincisi ve İslâm halîfelerinin seksen üçüncüsü. Birinci Ahmed Han ile Mahpeyker Kösem Sultanın oğlu olup, 1615 yılında doğdu. Bu adı taşıyan tek Osmanlı hükümdârıdır.
Ağabeyi Dördüncü Murâd’ın ölümünde, hayatta kalan tek Osmanlı şehzâdesiydi. Ağabeyinin genç yaşta ölümüne bir türlü inanamadı. Sultan olduğunu bildiren annesine ve paşalara; “Allahü teâlâ, pâdişâh kardeşimin ömrünü uzun etsin. Bize sultanlık lâzım değildir. Pâdişâh kardeşimin ömrüne duâcıyız.” dedi. Ancak annesi ve devlet adamlarının ısrası ile ağabeyi Sultan Dördüncü Murâd’ın nâşını gördükten sonra taht odasına geçti, Hırka-i Saâdet Dâiresinden getirilen hazret-i Ömer’in sarığı besmele ile başına sarıldıktan sonra ellerini açtı, ve; “Elhamdülillah,yâ Rab!Benim gibi zayıf bir kulunu bu makâma lâyık gördün. Saltanat günlerimde milletimi hoş-hâl eyle ve birbirimizden hoşnûd kıl.” diye duâ ederek tahta oturdu (9 Şubat 1640).
Sultanİbrâhim Hanın tahta geçtiğinin ilk senesinde Mirgünoğlu hâdisesi vukû buldu. Dördüncü Murâd’ın İran Seferi sırasında Revân Kalesi kumandanı olanEmir Mirgünoğlu, kalenin fethinden sonra affedilerekEmirgan’da oturmasına müsâade edilmişti (BugünEmirgan adı bu zâtın isminden dolayıdır). Sefih, ayyaş ve ahlâksız bir kimse olan Mirgünoğlu, Sultan Dördüncü Murâd’ın ölümünü fırsat bilerek bölücü ve yıkıcı propagandalarla Müslümanları aldatmaya başladı. Bu faâliyetleri üzerine Sultanİbrâhim Han yerinde bir kararla onu îdâm ettirdi. Hurûfîler ve mülhidler, bundan dolayı İbrâhim Hana da düşman oldular. Çeşitli iftirâlarda bulundular. Öldürülen Mirgünoğlu’na “KesikbaşEvliyâ” diye propaganda âleti yaptılar. Böylece yalan ve uydurma hikâyelere inananlar, bu Müslüman Türk sultânını bilmeyerek iftirâ etmektedirler.
İbrâhimHan bundan sonra dış meseleler ile ilgilenmeye başladı. 1637 yılında Ruslar tarafından işgâl olunan Azak Kalesi üzerine bir ordu gönderdi.Kırım kuvvetlerinin de gelmesi üzerine Ruslar kaleyi teslim ettiler. Almanya sınırında ise akıncılar dâimî olarak Avusturya’ya akınlar düzenliyorlardı. 1641 yılında düzenlenen akında, Osmanlı akıncıları Bavyera içlerine kadar ilerledi. Kuzey Bavyera’daki bâzı kasabalar,Osmanlı hâkimiyetini kabul ettiler. Bu akınlardan büyük zarâra uğramaları üzerine İmparator Ferdinand, Osmanlı fetihlerini kabul ederek Zitvatoruk Antlaşmasını yeniletmeye muvaffak oldu.
Diğer taraftan Malta Saint-Jean Şövalyelerinin fırsat buldukça Türk ticâret gemilerine saldırmaları yüzünden, Sultanİbrâhim Han onların en büyük sığınağı olan GiridAdasının fethini emretti.20 Haziran 1645’te SakızAdasından denize açılan Osmanlı donanması, 17 Temmuz’da Girid’in Hanya limanını fethetti. Hanya’nın Osmanlılar tarafından fethi, Avrupa’da büyük akisler uyandırdı. Almanya ve İtalya, asker göndererek Venedik’e yardım karârı aldılar. Bu sırada Hanya muhâfazasına getirilen Deli HüseyinPaşa, harekâta devâmla Resmo Kalesini ele geçirdi. Osmanlı donanması muhârebeye devâm ederken, Sultan İbrâhim’in hal’i olayı meydana geldi.
1647’de Kara Mûsâ Paşanın ölümüyle sadâret makâmına getirilen Hezarpâre Ahmed Paşanın dikkatsiz ve adâletsiz davranışları aleyhte büyük bir propaganda ve isyânı berâberinde getirdi. Bu arada Hurûfilerin Sultanİbrâhim Han aleyhine yaptıkları iftirâlar da hedefine ulaşmıştı.Nitekim Hezarpâre Ahmed Paşa aleyhine olarak başlayan isyân, Sultanİbrâhim Hanın da tahttan indirilmesiyle sonuçlandı.Tahta, oğlu Dördüncü Mehmed Han çıkarıldı. İsyâncılar ve bunların önderi olan Sofu Mehmed Paşa, Sultanİbrâhim hayatta durdukça rahat edemeyeceklerini bildiğinden, kendisini şehîd ettirdiler (18 Ağustos 1648).
Sultan İbrâhim, çok cömert ve lütufkâr olup, fakirlere, âcizlere ihsânlarda bulunurdu. Devrinde mâliye düzeltilip, milletin kıtlık çekmemesi ve isrâfın önlenmesi için fermanlar çıkarıldı. Beylerin zâlim olmaması ve halka zulüm yapmaması için çok dikkat ederdi.Halka zulüm yapan ister idâreci, ister halktan bir kişi olsun onunla mücâdele eder ve cezâsını şiddetle verirdi.
Halkın râhat ve huzûrunu herşeyin üzerinde tutardı. Bir gün tebdîl-i kıyâfetle gezerken fırın önünde ekmek almak için uzun kuyruklar meydana geldiğini gördü. Saraya döner dönmez sadrâzama; “Tebeâ-i şâhânemden hiç birisinin ekmek almak için bir dakika dahi beklemesine rızâm yoktur. Bir hoşça mukayyed olasın… Ve illâ başın keserim!” diye emretmiştir. Bundan sonra da kuyruklar olmamıştır.
İbrâhim Han devrine kadar uzanan Osmanlı kaynaklarının bir tânesi hâriç, bu Sultân’ın aklî dengesinde bozukluk olduğuna dâir hiçbir bilgi yoktur. Karaçelebizâde’ninRavdat-ül-Ebrâr kitâbında yer alan Sultan’ın aleyhindeki bu yazı, onun Sultan’ın tahttan indirilmesinde ve öldürülmesinde rolü bulunduğu, kindârlığı ile tanındığındandır. Bu târih mûteber kabûl edilmemektedir. Târih, Sultan’ın deli olmadığını iftirâlara uğradığını bildirmektedir.

Hangi Sultan Kimi Katletti

Hangi Sultan kimi katletti

Osmanlı'nın günümüzde dahi çok konuşulan kardeş katlini hangi padişah başlattı veya hangi padişah bu olaya son verip 'Kafes Hapsi' uygulamasını getirdi?


Osmanlı'nın günümüzde dahi çok konuşulan kardeş katlini hangi padişah başlattı veya hangi padişah bu olaya son verip 'Kafes Hapsi' uygulamasını getirdi biliyor musunuz? İşte padişahların erkek yakınlarını katledişi ve kafeste yaşayan şehzadeler...

KARDEŞ, AMCA, BABA VE OĞUL KATLİAMI DÖNEMİ
(Parantez içindeki tarihler padişahlık yaptığı dönemi gösterir)

OSMAN SULTAN

1- I. Osman (1300-1324) amcası Dündar’ı öldürttü.

ORHAN SULTAN

2- Orhan (1324-1360) Kimseyi öldürtmedi.

1. MURAT

3- Oğlunu öldürten ilk padişah I. Murat Hüdavendigâr’dır (1360-1389). 1385’te Kendisine karşı tahtı ele geçirmek için ayaklanan öz oğlu Savcı beyi yakalatarak idam ettirdi. Kardeşleri İbrahim ve Halil’i öldürttü.

YILDIRIM BEYAZIT

4- Murat Hüdavendigâr’ın Kosova’da şehit edilmesinden sonra, 27 yaşındaki oğlu şehzâde Yakup, harp meydanından çağrılarak ve daha babasının ölümünü bile haber almadan Yıldırım Beyazıt’ın (1389-1402) emriyle fetva olmaksızın boğduruldu. Yıldırım Beyazıt’ın Timur’a yenilmesi sonrası oğullarının her birinin bir yana dağılması sonucu iktidar boşluğu anlamına gelen fetret devri başlar. Oğlu Süleyman Çelebi Padişahlığını ilan etti.7 yıl 10 ay hükümranlığı sürdü. Ancak onun hükümranlığın tanımayan kardeşi Musa Çelebi’nin askerleri tarafından öldürüldü. Musa Çelebi Rumeli’de devlete 3 yıl 6 ay hükmetti. Kardeşi Mehmet Çelebi ile savaştı. Savaşı kaybetti. Yakalanarak idam edildi. Osmanlı Devleti yıkılmış ve yeniden kurulmuştur.

ÇELEBİ MEHMET PAŞA

5- Mehmet Çelebi (1413-1421) Osmanlı devletinin ikinci kurucusu oldu. Mustafa Çelebi dışında diğer kardeşlerini öldürdü. Onu öldüremedi.

2. MURAT

6- II. Murat (1421-1451) tahta çıktığı sıralarda, Düzmece Mustafa diye anılan biri Yıldırım Beyazıt’ın oğlu olduğunu ileri sürdü. Etrafına topladığı kişilerle ayaklandı. Tahtta hak sahibi olduğunu ileri sürdü. Ancak yakalanarak kafası uçuruldu (burası önemlidir, çünkü hanedandan öldürülenlerin hiçbirinin kanı akıtılmamıştır, hepsi boğularak öldürülmüştür). Sultan Murat’ın en küçük kardeşi Mustafa, Bizanslılardan da destek alarak hükümdarlık sevdasına kalkmıştı. İznik’e yerleşti. Üzerine gidildi, 25 günlük kuşatmadan sonra yakalanarak asıldı. Amcası Mustafa Çelebi’yi, diğer kardeşleri Mahmut ve Yusuf’u da öldürttü.

FATİH SULTAN MEHMET

7- Sultan Murat’ın ölümünden sonra tahta Fatih Sultan Mehmet (1444-1481) çıktı. İlk iş olarak 2 yaşındaki kardeşi Ahmet’i ve Hasan’ı öldürttü. Fatih kanunnamesi’ni çıkardı. Bu kanunun meşhur maddesine göre, ‘Nizam-ı alem için şehzadeler öldürülebilir’di. Bu maddeye dayanarak tahta çıkan padişahlar ilk iş ve kendilerine tanınmış bir hak olarak kardeşlerini katletmeye başladılar. Fatih, ek olarak iki de eşini öldürttü.

2. BEYAZIT

8- Fatih’ten sonra II. Beyazıt (1481-1512) tahta geçtiğinde kardeşi Cem Sultan, canını kurtarıp kaçtı, fakat İtalyanların eline düştü. İtalyanlar onu padişaha karşı kullanmaya kalktılar. II. Beyazıt İtalya’ya gönderdiği berbere boğazını kestirterek öldürttü.

1. SELİM

9- I. Selim (1512-1520)(Yavuz Sultan Selim), babasını öldürterek tahta geçti. Kardeşleri Ahmet, Korkut, Abdullah, Şehinşah, Şahsultan, Alemşah, Mahmut ve Mehmet’i olmak üzere 8 kardeşini boğdurarak öldürttü. Bunların tüm eş ve çocuklarını da öldürttü.

1. SÜLEYMAN

10- I. Süleyman (1520-1566) (Kanuni Sultan Süleyman) oğlu Şehzâde Mustafa’yı Hürrem Sultan’dan olan oğlu Sarı Selim’in padişah olmasına imkân sağlamak amacıyla ve onun yönlendirmesiyle boğdurdu. Mustafa’nın oğlu, karısı ve tüm akrabası aynı gün öldürüldü. Ek olarak karısı Sicilyalı Rozalina’yı da öldürttü. Kanuni’nin diğer oğlu şehzâde Beyazıt da bu madde nedeniyle daha babası sağ iken isyan etmiştir. Çünkü babasının ölümünden sonra ağabeyi Sarı Selim tarafından boğdurulacağını biliyordu.

2. SELİM

11- II. Selim (1566-1574), daha babası sağken isyan eden Beyazıt’ı Konya/Ereğli’de yendi. Beyazıt kaçıp İran’a sığındı. Ama oradan uzun pazarlıklar sonucu getirildi ve tüm ailesi ile birlikte yok edildi (1561). 4 kız, 7 erkek 11 çocuğu oldu

3.MURAT

12- III. Murat (1574-1595), Osmanlı mülkünü devralır almaz ilk iş olarak 6 kardeşini boğdurttu. 130 cariyeden 112 çocuğu oldu. Kendilerine ve çocuklarına dokunulmayan kadınlar şunlardı: Venedikli Bafo (Safiye Sultan), Polonyalı Mona /Mihriban), Macar Ninuşka (Nazperver) Rus Olga (Şahhüban) ve Romen Meri Fahriye). Diğer kadınlardan olan çocukları doğumdan sonra anneleri ile birlikte öldürülüyorlardı. III. Murat öldüğünde, hemen o gece ondan hamile olan 10 cariye boğdurulup Sarayburnu’ndan denize atıldı.

3. MEHMET

13- III. Mehmet (1595-1603), içlerinde kundakta olan çocukların da olduğu 19 kardeşini tahta çıktığı günün gecesi öldürttü. Oğlu şehzade Murat’ı da boğdurttu. Bu son oldu. Kardeş katlinin sonu şu şekilde geldi. III. Mehmet 1603’te 37 yaşında öldü.

1. AHMET

14- Yerine oğlu I. Ahmet (1603-1617) geçti. Aynı gün biat töreni yapıldıktan sonra III. Mehmet’in cenazesi Ayasofya camisine götürüldü. Cenaze namazı kılınacaktı. Kalabalık toplanmıştı. Fakat oğlu 13 yaşındaki genç padişah I. Ahmet gelmemişti. Şeyhülislam, birkaç kişiyle padişahı davet etmeye gitti. İçeri girdikleri zaman padişahı iki elinin arasına başını almış düşünür buldular. Şeyhülislam’ın cenaze namazını kılmak için davetini şu sözlerle geri çevirdi. “Taht sahibi olmak için 19 kardeşini ve bir oğlunu öldüren adam, babam da olsa katildir. Ben katil bir adamın cenazesini kılmam. Varın siz kılın ve defnedin” dedi. Kardeş katili usulünü de kaldırdı.

KATLİAM 214 YIL DEVAM ETTİ

Osmanlı da 1389’da başlayan kardeş katliamı 1603’e kadar 214 yıl devam etti. Daha sonra tek tük şehzade katli olayı olduysa da 1700 yılından sonra 1922 yılına, saltanat kaldırılana kadar 222 yılda hiç şehzade katliamı olmadı.

KAFES HAPSİ DÖNEMİ

Ancak kardeş katliamının sona ermesinden sonra, şehzadeler için yeni bir dönem başladı: Kafes hapsi. Artık şehzadeler öldürülmüyordu ama kuş gibi kafes içinde tutuluyorlardı. Bu süre içinde çocuk sahibi olmamaları için cinsel ilişkiye girmelerine de izin verilmiyordu. Şehzade yalnızca canlı tutuluyordu o kadar. Kardeş katliamının son bulmasının başka bir nedeni daha vardı. Bütün erkekler öldürülüp hanedandan bir erkek kalınca, ve o da bir nedenle çocuk sahibi olamazsa, erken ölürse, hanedanın soyunun tükenmesi olasılığı ortaya çıkıyordu. Hanedan bu durumla birçok kez karşı karşıya kalmıştır.

PSİKOLOJİLERİ BOZULUYORDU

Şehzadelerin bazıları kafes içinde tutularak padişahlık için yedekte bekletilmeye başladılar. Bu durumda 30-40 yıl kafes içinde yaşayıp padişah olanlar vardır. Tabi padişahların hapis oldukları süre içinde bütün psikolojik durumları alt üst oluyordu. Yıllarca hapis hayatı yaşayıp birdenbire koca bir devletin başı olmak daha da beter bir durumdu. Çünkü hiçbir zaman düzgün karar veremiyorlardı. Devleti vezirler yönetiyordu, ama padişah istediğini boğdurabiliyordu. Örneğin I. İbrahim katledilme korkusuyla kafesten çıkıp padişah olduğunu öğrendikten sonra, önünde eğilen kavuklu devlet erkânına bakarak söylediği ilk söz, “Önce hanginizi boğdurayım?” olmuştu.

ÖLÜMÜ BELKİYORLARDI

Demir Kafes, tahta çıkan padişahların kardeşleri, varsa oğullarının içine konup hücre hayatı yaşadıkları özel odalardı. Yanlarında 1-2 cariye bulunur, yemekleri özel bir bölmeden verilirdi. Daha sonra padişah olan birçok veliaht burada ölümü bekleyerek zaten yarı deli bir hale geliyordu. Bunun yanı sıra ülke ve dünya olaylarından habersiz bir şekilde padişah oluyorlardı.

1. AHMET

I. Ahmet, kardeş katlini bitirmekle birlikte, kendisi Sadrazamı Derviş Paşa’yı öldürmüş ve başını hançerle kesmiştir.

1. MUSTAFA

15- I. Mustafa (1617-1618) (Deli Mustafa) 3 Ay 10 gün tahtta kaldı. Deliydi. Padişah olmasının sebebi sırf Osmanlı hanedanından olmasıydı. Üstelik iki kez padişahlık yaptı. Başkalarının kararı ile devrildi.

2. OSMAN

16- Huylu huyundan vazgeçmiyordu. II. Osman (1617-1622) (Genç Osman), 12 yaşında padişah oldu. Kardeşi Mehmet’i öldürttü. Bir ilk yaptı ve karısı ile imam nikahı kıyarak evlendi. Reformlar yapmak istedi. Her türlü yeniliğe karşı olan yeniçeriler isyan ettiler ve bu kez kurban Genç Osman oldu. Onu çırılçıplak soyup at üstünde İstanbul sokaklarında dolaştırdılar ve Yedikule’de ırzına geçtikten sonra öldürdüler.

YENİÇERİLER

Böylece yeniçerilerin de zamanı başladı. Aynı zamanda padişahın padişahlığı bırakması için artık ölmesi gerekmez oldu. Yeniçeriler gibi devletin diğer kurumlarının başındaki kişiler Padişahın ölmeden tahttan indirilmesi kararı almaya başladılar. Sadrazamlık mevki rüşvetle kazanılan bir mevki haline geldi. Parayı bastıran Sadrazam oluyordu, ama daha çok para bastıran çıkınca ömrü fazla uzun olmuyordu.

4. MURAT

17- IV. Murat (1623-1640) 11 yaşında padişah oldu. Kardeşleri Süleyman, Beyazıt ve Kasım’ı öldürttü. 6 Sadrazam öldürttü.

1. İBRAHİM

18- I. İbrahim (1640-1648) (Deli İbrahim), Şehzadelik dönemini Topkapı Sarayı’nda, demir kapılar arkasında, kafes içinde yaşayan padişahlardandır. Başkalarının kararı ile devrildi.

4. MEHMET

19- IV. Mehmet (1648-1687) (Avcı Mehmet) 6 yaşında padişah oldu. Deli İbrahim’in oğluydu. 8 yaşında iken annesi Turhan Sultan, Kösem Sultan’ı boğdurttu. Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’yı Viyana yenilgisi üzerine idam ettirdi. Başkalarının kararı ile devrildi.

2. SÜLEYMAN

20- II. Süleyman (1687-1691) 39 yıl yaşadığı kafesten alınıp 46 yaşında padişah yapıldı. Deli İbrahim’in oğlu idi. Çocuğu olmadı. 4 yıllık padişahlıktan sonra öldü.

2. AHMET

21- II. Ahmet (1691-1695) 40 yıl yaşadığı kafesten alınıp 49 yaşında padişah yapıldı. 4 yıl padişahlık yaptı. Deli İbrahim’in oğlu idi. İktidarsızdı, onun da çocuğu olmadı.

2. MUSTAFA

22- II. Mustafa (1695-1703) 31 yaşında padişah oldu. Öncekiler gibi bilgisizdi. Kamburdu. Zamanında sürekli sadrazamlar değiştirilip öldürülüyordu. Başkalarının kararı ile devrildi. Birkaç ay sonra 39 yaşında öldü.

3. AHMET

23- III. Ahmet (1703-1730) IV. Mehmet’in oğlu idi. Döneminde Lale Devri yaşandı. Patrona Halil isyanı ile devrildi. İsyan sırasında Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa ve 40 kişinin kelleleri gitti ama isyan bitmedi. Eş ve çocuklarının akıbeti bilinmiyor. Kendisi yine kafese kapatıldı ve 6 yıl sonra öldü.

1. MAHMUT

24- I. Mahmut (1730-1754) II. Mustafa’nın oğluydu. Babası gibi kamburdu. 58 yaşında öldüğünde tarihe hiç çocuğu olmadı diye kayıt düşüldü, ancak çocuğu olduğu biliniyor. Çocuklarının tümü öldürüldü.

3. OSMAN

25- III. Osman (1754-1757) 51 yıl yaşadığı kafesten çıkarılıp 56 yaşında padişah oldu. Akli dengesi yerinde değildi. Kadınlardan nefret ederdi. Kendisi gezinirken kadınlar duyup, kaçsın diye altın ökçeli pabuçlar giyerdi. Annesinin ikna etmesi üzerine 3 oğlu oldu. 59 yaşında aniden öldü.

3. MUSTAFA

26- III. Mustafa (1757-1774) 40 yıl (doğduğu andan itibaren) yaşadığı kafesten alınıp 40 yaşında padişah oldu. Yarı deli idi. III. Osman’ın bebeklerini hemen boğdurdu. Ülkeyi yıldız fallarına bakarak yönetmeye kalktı. Paraya çok düşkündü. Kürk giyilmesini yasaklıyor, kürk tüccarlarının verdiği rüşvetle yasağı kaldırıyor, vezirleri, sadrazamları öldürüp malına, mülküne el koyuyordu.

1. ABDULHAMİT

27- I. Abdülhamit (1774-1789) Kafesten alınıp 50 yaşında tahta çıktı. Beyin kanamasından öldü.

3. SELİM

28- III. Selim (1789-1807) Kafesten alınıp Fransız devrimi zamanında padişah oldu. Yeniçeri Ocağını kaldırmak istedi. Nizam-ı Cedit ordusunu kurdu, ancak ayaklanma çıktı. Yine kafese kondu.

4. MUSTAFA

29- IV. Mustafa (1807-1808) 28 yaşında padişah oldu. Bu kez Alemdar Mustafa Paşa onu devirmeye geldi. Hanedandan yaşayan 3 erkek vardı. Bir kendisi, biri III. Selim, biri Şehzade Mahmut idi. Hemen III. Selim’i öldürtüp sarayın dışına attırdı. Ama Mahmut damdan dama atlayarak kaçmayı başardı. Alemdar onu tahttan indirdi. Böylece şehzadelerin ve eski padişahların kafeste yaşama dönemi de sona erdi. Artık o döneme dönmek olanak dışıdır.

EKBERİYAT VE SARAY HAPSİ DÖNEMİ

Yerine Boğaz kıyısına yapılmış küçük saraylarda hapis hayatı başladı. Kafes yoktu ama şehzadeler yine hapis idiler. Farklı olarak yanlarına öğretmen verilmeye başlanmıştı. Yeni bir gelenek olarak II. Mahmut’tan doğacak erkek çocuklarla oluşan hanedanın en yaşlı üyesi sırayla padişah olmaya başladı. Bu da yeni başka bir sorun ortaya çıkaracaktı: yaşlı padişahlar. Ancak Osmanlı Devleti öyle bir dönem görecek kadar ömürlü olmadı ve 1922 yılında tarihe karıştı. En son iki padişah çok yaşlıdır. (Ekberiyet (büyüklük) en yaşlı hanedan üyesinin padişah olmasına verilen isimdir).

2. MAHMUT

30- II. Mahmut (1808-1839) maceralı padişah oluşundan sonra IV. Mustafa’yı öldürttü. Yeniçeri Ocağı onun döneminde kaldırıldı. 17 karısı vardı. Diğer padişahların yaptığı gibi, hiçbiri Türk değildi. 14 erkek, 14 kız çocuğu oldu. Milliyetçilik ilerledi. Sadrazamlar ait oldukları milliyetlere yardım etmeye başladılar. Yani sadrazam Sırp’sa Sırplara, Arnavut’sa Arnavutlara, Rum’sa Yunanlılara yardım ediyor, bilgi sızdırıp yol gösteriyordu.

ABDULMECİT

31- Abdülmecit (1839-1861) 16 yaşında padişah oldu. Tanzimat ilan edildi. İlk kez aşık olduğu bir Mısırlı kızla nikah yaptırdı. 20 karısı, 23 kız, 18 erkek çocuğu oldu. Padişah olan üç oğlundan başka (II. Abdülhamit, V. Murat, V. Mehmet Reşat) diğerlerinin akıbeti bilinmiyor.

ABDULAZİZ

32- Abdülaziz (1861-1871) 31 yaşında padişah oldu. Başkalarının kararı ile devrildi. Feriye Köşküne kapatıldı. Birkaç gün sonra öldürüldü. Tarihçiler makasla bileklerini keserek intihar ettiğini yazdılar.

5. MURAT

33- V. Murat (1876) 3 ay tahtta kaldı. Çok çabuk bir şekilde kendisini ölüm korkusu sardı. ‘Akli dengesini yitirdiği için padişahlıktan indirildi’ dense de asıl sebebin kendisini padişah yapanlara verdiği sözleri tutmaması gösterilir. Sonuç olarak o da başkalarının kararı ile devrildi. Tahttan indirildikten sonra 28 yıl hayata kalabilmiştir.

2. ABDULHAMİT

34- II. Abdülhamit (1876-1909) 34 yaşında tahta çıktı. 33 yıl tahtta kaldı. Devleti eskiden olduğu gibi istibdat ile yönetti. Bu dönem boyunca bütün hanedan üyeleri sıkı takip ve hapis altında tutuldular. Hiçbirinin siyasi ilişki kurmasına dünya ve çevre hakkında derin bilgi sahibi olmasına izin verilmedi. Başkalarının kararı ile devrildi. İttihad ve Terakki hareketi meclisi yeniden açtırdı ve II. Meşrutiyeti ilan ettirdi. Artık meclislerin olmadığı istibdat dönemlerine dönmek olanak dışıdır.

5. MEHMET REŞAT

35- V. Mehmet Reşat (1909-1918) 65 yaşında padişah oldu. Osmanlı Devletinin savaşla geçen son demlerinde, İttihad ve Terakki Partisinin denetiminde ömrünü tamamladı.

6. MEHMET VAHDETTİN

36- VI. Mehmet Vahdettin (1918-1922) Osmanlının yenik çıktığı ve İstanbul’un işgal edildiği bir dönemde padişahlık yaptı. 17 Kasım’da bir İngiliz gemisi ile ülkeden kaçtı.

Leman'dan Matrix Erdoğan

Leman'dan yandaş kapak

Haftalık mizah dergisi LeMan son sayısının kapağında adını "Yandaş Leman" olarak değiştirdi.


Leman'dan yandaş kapak
Dergi kapağında tüm kesimlerinin hedefinin Erdoğan olduğunu belirten "ironik" bir kapak hazırladı.  11 yıldır hemen hemen her kapağında Erdoğan olan Leman bu hafta ironi yapıp kendisini yandaş ilan etti. 
Muhalif çizgisiyle tanınan derginin tüm yazar-çizerleri yandaş bir kimliğe bürünerek köşelerini hazırladı. Hükümetin basına yönelik sansür uyguladığı iddialarına tepki olarak çıkarılan 'Yandaş Leman' sayısının kapağında Kabataş olayı ve Fethullah Gülen'in bedduasının hedefindeki Başbakan Erdoğan yer aldı.

Viyana Kuşatmaları Neden Başarısızlık İle Sonuçlanmıştır?

1.ve 2. Viyana Kuşatmaları Neden Başarısızlık İle Sonuçlanmıştır?


1.Viyana ve 2.Viyana Kuşatmaları... Sadece Türk tarihini değil, genel anlamda Dünya tarihinide derinden etkileyen tarihin en büyük savaşlarından ikisi... Türk tarihini derinden etkileyen iki olay! Peki neden? Kuşatmaların sonuçlarına öz olarak değinmek gerekirse, 1529 yılında gerçekleştirilen 1.Viyana kuşatması her ne kadar başarısızlık ile sonuçlansada, Osmanlı'nın gücünü Avrupa'ya tam manası ile gösterip, tescillediği, Avrupa'yı titrettiği bir savaştır! 2.Viyana kuşatmasının sonucu ise Osmanlı açısından daha hazin neticelere gebe olmuş ve bozgunun yaşandığı 1683 yılından sonra Osmanlı, büyük bir gerileme döneminin içerisine girmiştir. Bu gerileme dönemi boyuncada taarruzdan ziyade savunma savaşları yapmak zorunda kalan Osmanlı, artık toprak kazanmak amacı ile değil topraklarını kaybetmemek amacı ile mücadele etmiştir... Ve bu gerileme Kurtuluş Savaşı içerisindeki "Büyük Taarruz"a kadar devam etmiştir.

1.Viyana Kuşatmasındaki Başarısızlığın Nedenleri

Kuşatmanın başarısız olmasındaki en büyük neden; şüphesiz Osmanlı'nın Viyana önlerine şehri zaptetmekten ziyade Avrupa'lının gözünü korkutmak, Avrupalı'ya göz dağı vermek amacı ile gitmiş olmasıdır. Kuşatma Kanuni Sultan Süleyman zamanında yaşanmış ve Osmanlı, Viyana önlerine 120.000 kişilik devasa bir ordu ile gitmiştir. Ancak bu denli büyük bir ordu, Viyana gibi o dönemde Avrupa'nın en önemli merkezlerinden biri olan bir şehri ele geçirmek için tam manası ile hazırlanmamış ve donatılmamıştır. Diğer bir neden Kış ayının yaklaşıyor olması ve Osmanlı ordusunda erzak yetersizliğinin baş göstermesidir. Şehrin surlarının güçlü olmasına, karşı tarafın şehri savunmadaki azmide eklenince İlk Viyana kuşatması 16 Ekim 1529'da kaldırılmak zorunda kalınmıştır.

2.Viyana Kuşatmasındaki Başarısızlığın Nedenleri

Bu sefer Osmanlı orduları Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın kumandası altındadır. Dönemin padişahı ise 4.Mehmed'dir. Osmanlı Ordusu 138.000 askerden oluşmaktadır. Aslında Ordu sayısal ve teçhizat bakımından Viyana'yı rahatlıkla ele geçirebilecek güce sahiptir fakat Merzifonlu, Viyana'ya saldırmaktan ziyade uzun bir kuşatma yapmayı yeğlemiştir... Ve bu durumda Avusturya'nın işine yaramış, bu uzun süren kuşatma sırasında Avusturya Avrupa'dan beklediği güce, desteğe kavuşmuştur. Kısacası bu süre içerisinde Avrupa, Avusturya'nın imdadına yetişebilmiştir. Bir diğer neden, ilk başta seferin aslında Viyana üzerine düşünülmemiş olmasıdır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın yakınındaki kişiler tarafından dolduruluşa getirilmesi ve bunun neticesinde de sağlıklı kararlar verememesi de başarısızlığın nedenleri arasında sayılır. Sonuç olarak Viyana 2.kez kuşatılmasına rağmen 2.kez alınamamış, başarısızlığın cezasını Merzifonlu Kara Mustafa Paşa idam edilerek ödemiştir. Aslında onun idamı da Padişah'tan ziyade Merzifonlu'nun saraydaki rakiplerinin bir eseridir.
2.Viyana kusatmasinda Murat Giray hanin Merzifonlu Kara Mustafa pasaya yaptigi ihanet yüzünden savasi Osmanli kaybetmistir.Murat Giray tutmasi gereken köprüyü tutsaydi.Merzifonlu Kara Mustafa pasa düsman tarafindan arkadan kusatilarak bir saldiriya ugramayacakti.Böylece Viyana feth edilmis olacakti.

Kanuni Sultan Süleyman Oğlu Şehzade Bayezid'i Neden Öldürdü

 http://media.dunyabulteni.net/250x190/2010/11/04/sehzademustafa.jpg

 Hürrem Sultan'ın gözünün nuru olan Bayezid de, anasının ihtirasına kurban gitti. Kanuni'ye her dediğini yaptırmasını bilen Haseki Sultan, oğlu Bayezid'i tahta geçirmek için Şehzade Mustafa'yı boğdurtmuştu. Fakat Kaadir-i Mutlak, bu haris kadının düşüncelerini ters döndürdü. "Roksolan" adı ile saraya gelip Hürrem adını alan dilber haseki, bir gün, kısa bir hastalıktan sonra, Kanuni'nin kollan arasında ölüverdiği zaman Şehzade Bayezid'in de talihi karardı. Bu ölüm. Şehzade Bayezid'in de ölümü demekti. Hürrem Sultan'ın hayatında saltanata namzet olarak seçilen Bayezid'i, Kanuni bir kenara çekmiş, ondan iki yaş büyük olan imparatorluğun müstakbel sarı hükümdarı, Şehzade Selim'i birinci plana almıştı. Bu hareket Kütahya'da bulunan Bayezid'in Amasya vilayetine, Manisa'da bulunan Selim'in de Konya'ya getirilmesiyle başladı. Bayezid değişen havayı süratle öğrendi, bir anda kardeşine karşı büyük ve sönmez bir kin duydu.Annesinin «saltanat» telkini şehzadeyi delice fikirlere sürüklemişti. O kadar ki bir gün Kanuni'yi devirerek saltanatı cebren ve kahren ele geçirmeyi bile tasarlar oldu. Lala Mustafa Paşa gibi bir hilekarın araya girmesi, Bayezid'i büsbütün bu yollara düşürdü, iki kardeş, gizli ve sessiz bir mücadeleye giriştiler. Aradaki kötülemeler, iki tarafın kin ve intikam arzularını artırdı, düşmanlık o hale geldi ki, nihayet Bayezid babasının nasihatlerine bile hakaretle karşılık vermeye başladı ve işte taht kavgası bu andan itibaren kanlı bir safhaya girdi. İran Şhı TahmasbHürrem Sultan'ın sevgili oğlu, bu hırsla, babasının gönderdiği ordu ile Konya ovasında karşılaşmak cüretini bile gösterdi. İki taraf şiddetle çarpıştı ve Bayezid'in ordusu mağlup oldu. Kan kokusu ile kaplanan geniş ova üzerinde henüz çarpışmalar bitmemişken, bedbaht şehzade gözleri yaşlı, yanında oğlu Orhan Çelebi olduğu halde kırılmış bir gönül, parçalanmış bir gururla Amasya yoluna doğru atıldı. Fakat firarilerin peşi bırakılmamıştı. Amasya'ya vardıkları zaman bile takip edildiklerini anladılar, yeniden yollara düştüler. Bayezid'in maiyetinde 1200'e yakın asker vardı. Bir yerde konakladıkları zaman: «Tedbir nedir?» diye görüşmeye başladılar. (Sağdaki resim: İran Şahı Tahmasb, kendisine sığınan Şehzade Bayezid'i Osmanlılar'a teslim etti...) Bayezid, ciğeri ezilerek ve gözlerinden kanlı yaşlar akarak dört şehzadesini etrafına topladı. Aczini, tövbesini, inkisarını bildiren bir mektup yazdırdı. Bu mektubunda: - «Benden çıkan bütün uygunsuz hareketler Lala Mustafa Paşa'nın telkinleridir, beni o azdırdı» diyordu. Fakat birkaç atlının Kanuni Sultan Süleyman'ın ordugahına götürmek istediği bu mektubu Lala Mustafa Paşa yolda ele geçirtti, hepsini yok ettirdi. Bayezid, babasından cevap beklerken, bir taraftan da doğuya doğru kaçıyordu. Hiçbir cevap gelmediğini görünce affa mazhar olamıyacağını anladı, bir sabah İran hududundan içeri girdi. Çoluğu, çocuğu, kadınlan, maiyetiyle Şah Tahmasb'a sığındı. Artık şehzade ile maiyeti için acı bir gurbet hayatı başlamıştı. Kendi yurtlarının havasından başka bir havayı teneffüs etmek, kendi topraklanndan başka toprakta yaşamak onlara ağır geliyordu. Fakat ne Kanuni, ne de Şehzade Selim, Bayezid'i affetmişti. İran topraklannda yaşayan bu Osmanlı şehzadesinin kendi taht ve taçlarına bir bela kesilebileceğini düşünüyorlardı. Kanuni, babalığından sıyrılmış, İran şahına elçiler gönderiyor: - «Han Bayezid'in ve evlatlarının gerek ölüsü, gerek dirisi, her ne veçhile olursa olsun, hemen fermanımız yerin bulsun, mezburları teslim edesiz!» diye tehdit ediyordu. Şah Tahmasb, Kanuni'ye uzun ve beliğ bir mektup göndererek şehzadenin affını diledi, bu kin ve gayzın bir saltanat sahibine yakışmadığını anlatmak istedi. Fakat Kanuni ısrar etti, «Bayezid nadan ve hukuk-i peder ve birader, mehteri amirinden gafil» olduğunu ikinci bir elçi kafilesine bildirdi. Şah Tahmasb sonunda, bir elçi kafilesinin gelerek şehzadeyi İran'da ele geçirmesine müsaade etmek fikrini tercih etti. Bir sabah yeni bir elçi kafilesi şahın huzuruna çıkarak name-i hümayun ile Şehzade Selim'in mektubunu şaha sundular.http://www.odatv.com/images/resimler/kanterat.jpg Şah Tahmasb mektuplan ayrı ayrı okudu ve elçilere dönüp: - «Rızay-ı hümayun-ı padişahiden tecavüz etmeziz, muhabbet ve ittihat tarafı dururken gayri yola sapıp gitmeziz!» dedi. Şah, Şehzade Bayezid'in teslimi ile çok kuvvetli ordulara sahip olan Osmanlılar'la iyi ilişkilerine devam faydasını temin etmek kaygısına düştü. Derhal bir çare buldu. Saray ağalarından Beşaret isminde bir ağaya, Kanuni Sultan Süleyman'a hitaben şöyle bir mektup verdi: - «Sultan Bayezid, bu halis dostunuzun memleketine ayak bastığı zaman kendisi ile ahd-ü misak eyledik, öyle ki tarafınızdan istenirse verilmesin. Bu defa rıızay-ı şerifinize karşı gelmeyip verilmek muhakkak olmuştur. Bari yeminimizi tevil için size vermiyelim, Şehzade Selim'e gönderelim» dedi. Şah'ın, Kanuni'den sonra tahta çıkacak olan Selim'le yeni bir dostluk, sulh ve sükun devresi kazanmak yolunda attığı bu adım, Bayezid'in çiğnenmesine sebep oluyordu. Mektup gittikten sonra bir gün Van Mirmiranı Hüsrev Paşa, Damad Lalazade, Kapıcıbaşı Sinan Ağa ve Şehzade Selim'in Çavuşbaşı Ali Ağa'dan müteşekkil yeni bir elçiler heyeti Kazvin'e girdi. Bayezid'i ele geçirmek kolay oldu. O gün Muharremin 15'i idi. İran'da matem ayı ve matem haftası idi. Bayezid'in canını alacak olan elçiler içinde, Selim'in Çavuşbaşı Ali Ağa, vaktiyle şehzadeye hizmet etmiş bir adamdı. Kementler havada uçarken, şehzade en ufak bir isyan alameti bile göstermedi. Başında sert bir imame, arkasında da köhne bir came ve ferace vardı. Beline beş para etmez bir kemer geçirmişti. Kementler boynunu sıkıp hayatına son verdikten sonra, dört oğlu da ayrı ayrı boğuldu. Şehzadenin saç ve sakalları traş edildi, oğulları ile birlikte atlara yüklenip Osmanlı toprağına geçirildi; hepsi Sivas'ta, şehir dışında bir yere gömüldü. Peçevi bu olayı şöyle yazmıştı: - «Şefkatli baba, merhametli kardeş kendisine ağlayacakken, katline sai ve sebep olup sevinç içinde kaldılar.» (Yazı: Ragıp Şevki Yeşim - Hayat Tarih Dergisi - Şubat 1969)

ŞEHZADE BEYAZIT'IN MEKTUBU
Ey seraser âleme Sultan Süleyman'ım baba,
Tende Canım, Canımın içinde cananım baba,
Bayezîd'ine kıyar mısın benim canım baba
Bigünahım, Hak bilür, devletlü sultanım baba.
Enbiya ser-defteri yani ki Âdem hakkıçün,
Hem dahi Musî ile îsî-i Meryem hakkıçün,
Kainatın server-i ol Ruh-i âzam hakkıçün,
Bigünahım, Hak bilür, devletlü sultanım baba.
 Sanki Mecnun'um, bana dağlar başı oldu durak,
 Ayrılıp bilcümle mal ü mülkten düştüm ırak,
Dökerim göz yaşını vâhasretâ, dâd-el-firak,
Bigünahım, Hak bilür, devletlü sultanım baba.
Kim sana arzeyleye hâlim,eya şah-ı kerim,
Anadan, kardeşlerimden ayrılıp kaldım yetim,
Yok benim bir zerre isyanım sana,
Hak'tır alîm, Bigünahım, Hak bilür, devletlü sultanım baba.
 Bir nice ma'sumum olduğun şeha bilmez misin?
Anların kanına girmekten hazer kılmaz mısın,
Yoksa ben kulunla Hak dergahına varmaz mısın,
Bigünahım, Hak bilür, devletlü sultanım baba.
Hak Taâlâ, kim cihanın şahı etmiştir seni
Öldürüp ben kulunu, güldürme şahım düşmeni
Gözlerim nuru oğullarımdan ayırma beni
Bigünahım, Hak bilür devletlü sultanım baba
Tutalım iki elim baştanbaşa kanda ola,
Bu meseldir, söylenir kim "kul günah itse n'ola"
Bayezîd'in suçunu bağışla, kıyma bu kula,
Bigünahım, Hak bilür, devletlü sultanım baba.
1 Seraser: Baştan başa. 2 Ser-defter: Kitaba, deftere yazılan ilk isim. Ruh-i âzam: en büyük ruh, Tanrı Ruhu'nun insanda tecellisi. 3 Bilcümle: hep, bütün. Vâhasretâ, dâd-el-firak: "özleyiş ve ayrılık acısından medet." 4 Kerim: bağışı bol, cömert. Eya!: Ey! Alim: bilen. Şehâl: ey padişah! Düşmen: düşman
KANUNÎ'NİN YANITI
Ey demeden mazhar-ı tuğyan ü isyanım oğul,
Takmayan boynuna hergiz tavk-ı ferman'ım oğul,
Ben kıyar mıydım sana ey Bayezıt Han'im oğul,
Bigünahım dime bari, tevbe kıl canım oğul.
Enbiya vü evliya, ervah-ı âzam hakkıçün,
Nûh u İbrahim ü Musî İbn-i Meryem hakkıçün,
Hatm-ı âsâr-ı nübüvvet Fahr-i Âlem hakkıçün,
Bigünahım dime bari, tevbe kıl canım oğul.
  Âdem adın itmeyen Mecnun'a sahralar durak,
Kurb-i taattan kaçanlar daima düşer ırak,
Tan değildir der isen "Vâhasretâ, dâd-el-firak"
Bigünahım dime bari, tevbe kıl canım oğul.
 Neşet-i Haktır übüvvet, ram olan olur kerim,
"Lâ-t'akul üf!" kavlini inkâr eden kalur yetim,
Taat'a, isyana âlimdir Hudavend-i azîm,
Bigünahım dime bari, tevbe kıl canım oğul.
Hak reâya-yi muti-e rai etmiştir beni,
İsterim mağlûb idem ağnâm'a zi'b-i düşmeni,
Haşelillah öldürürsem bîgüneh nâgeh seni,
Bigünahım dime bari, tevbe kıl canım oğul.
 Rahmü şefkat, ziyb-i iman olduğun bilmez misin,
Ya dem-i ma'sum'u dökmekten hazer kılmaz mısın,
Abdi âzâd ile Hak dergahına varmaz mısın,
Bigünahım dime bari, tevbe kıl canım oğul.
Tutalım iki elin baştan başa kanda ola
Çünki istiğfar idersen biz de afv-etsek n'ola
Bayezîd'im suçunu bağışlarım gelsen yola,
Bigünahım dime bari, tevbe kıl canım oğul.

Vicdanını Evde Unutan Hababam Kadın

Yayaya çarpan kadın sürücü cep telefonuyla oynadı 

İstanbul Şişli'de yolun karşısına geçmek isteyen yayaya çarpan kadın sürücünün umursamaz tavrı tepki çekti.


Yayaya çarpan kadın sürücü cep telefonuyla oynadı - izle
Yaralı adam yerde can çekişirken cep telefonu ile meşgul olan sürücü, görüntü çeken gazetecileri de 'rüşvet' almakla suçladı.

KARŞIYA GEÇEN YAŞLI ADAMA ÇARPTI

Öğle saatlerinde Şişli Elmadağ Mahallesi Cumhuriyet Caddesi üzerinde meydana gelen kazada; Ali Dayar isimli yaşlı adam cadde üzerinde yolun karşısına geçmek istedi. Bu arada 34 DE 9507 plakalı otomobili ile yolda seyreden avukat Ayşegül Ç., otobüsün arasından çıkan Dayar'a çarptı.

CEP TELEFONUYLA OYNAMASI İLGİ ÇEKTİ

Çarpma sonucu Dayar, yol kenarındaki demir korkuluklara fırlarken, otomobilin de ön kısmı hasar gördü. Sürücü kadın, hemen otomobilinden inerek polise ve ambulansa haber verdi. Olay yerine gelen polis ve sağlık ekipleri, yaralı adama ilk müdahaleyi yerde yaptı. Kafasından, kalçasından ve belinden yaralanan yaşlı adam acı içinde yerde kıvranırken, kadın sürücü yanında bulunan cep telefonu ile meşgul oldu.

YAŞLI ADAMIN BELİNDE,KALÇASINDA E KAFASINDA KIRIKLAR OLUŞTU

Bu arada yerde uzun süre ambulans bekleyen Ali Dayar, gelen sağlık ekiplerince sedyeye konularak ambulansa taşındı. Yaralı adam daha sonra ambulans ile Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne götürüldü. Otomobilin çarptığı adamın belinde, kalçasında ve kafasında kırıklar oluştuğu, ancak hayati tehlikesinin bulunmadığı öğrenildi.

'ŞU AN O POLİSTEN RÜŞVET ALDIN'

Kaza sonrasında olay yerine giden gazetecinin kaza ile ilgili elde ettiği bilgi notlarını "rüşvet" olarak algılayan kadın sürücü, muhabire, "Şu an o polisten rüşvet aldın. Ne aldın? Ali Dayar'ı aldın. Tamam" diyerek suçlamalarda bulundu. Kadın sürücü, kaza ile ilgili soruları ise yanıtsız bıraktı. İfade için Harbiye Polis Merkezi'ne götürülen kadın sürücü, daha sonra emniyetten ayrıldı. Kaza ile ilgili inceleme başlatıldı.

Şehzade Mustafa´nın Gerçek Hayatı

Şehzade Mustafa´nın gerçek hayatı Muhteşem Yüzyıl dizisi, bu akşam 123 yeni ölümü ile ekranlara gelirken diziye Şehzade Mustafa'nın idam edilerek öldürülmesi damga vurdu.. Şehzade Mustafa kimdir ve Şehzade Mustafa neden niçin öldürüldü. İşte Şehzade Mustafa'nın hayatı hakkında tüm bilgiler. Muhteşem Yüzyıl dizisi, bu akşam 123 yeni ölümü ile ekranlara gelirken diziye Şehzade Mustafa'nın idam edilerek öldürülmesi damga vurdu.. Şehzade Mustafa kimdir ve Şehzade Mustafa neden niçin öldürüldü. İşte Şehzade Mustafa'nın hayatı hakkında tüm bilgiler. İŞTE SİZLERE TÜM BİLGİLER; Şehzade Mustafa (1515, Manisa - 6 Ekim 1553, Konya), (Osmanlıca adı: شهزاده مصطفى) Kanuni Sultan Süleyman'ın Mahidevran Sultan'dan olma oğlu. Saruhan, Amasya, Konya sancak beyliklerinde bulunmuştur. Babasının tahtına göz dikmekle suçlanmış; Nahcıvan seferi'ne giden Osmanlı ordusunun Konya’da konakladığı sırada, padişahın otağında boğdurulmuştur. Katli, devlete isyan suçundan dolayıdır; ancak deliller ve şahitler konusunda tartışma bulunmaktadır. Hürrem Sultan'ın tahta kendi oğullarından birini geçirmek için Şehzade Mustafa'ya tuzak kurduğu ve ölümünü hazırladığı iddia edilmektedir. 1553 yılında Şehzade Mustafa'nın öldürülmesi 1.561 sayfasında Fransız trajedisi La Soltane ya Gabriel Bounin tarafından konu edinilmiştir. 1515 yılında babası Kanuni Sultan Süleyman’ın şehzadeliği sırasında Manisa’da dünyaya geldi. Dedesi Yavuz Sultan Selim’in 1520’de hayatını kaybetmesi üzerine Osmanlı tahtına oturmak üzere İstanbul’a giden babasının yanında İstanbul’a gitti. Hürrem Sultan’ın babasının sarayına girmesinden sonra annesi Mahidevran Sultan ile Kanuni’ye dört şehzade daha doğuran Hürrem Sultan arasında, Kanuni’den sonra kendi oğullarının tahta çıkmasını sağlamak için büyük bir mücadele yaşandı. Şehzade Mustafa, 1533 -1541 arasında Saruhan Sancakbeyi (Aydın sancağı ilavesiyle) olarak görev yaptı. Saruhan (Manisa), padişah adayının görev yaptığı yer kabul edilirdi, dolayısıyla Şehzade Mustafa dönemin veliaht şehzadesiydi. 16 Mayıs 1541’de Amasya Sancakbeyliğine atandı; Saruhan Sancakbeyliğine ise kardeşi Şehzade Mehmed getirildi. Halk ve askerler bu duruma tepki gösterdi, bunun üzerine I.Süleyman doğu topraklarının güvenliği için şehzadenin Amasya'ya gönderildiğini ve veliahtlığının sürdüğünü açıkladı[2]. Ardından, Mehmet’in beklenmedik şekilde 1543’te ölümünden sonra Saruhan Sancakbeyliğine Şehzade Selim getirilirken; Şehzade Mustafa ise 1549 yılında Konya Sancakbeyliğine atandı. Şehzade Mustafa'nın şahsına dair önemli verilerden biri de Bernardo Navagero adlı İtalyan elçinin hakkında verdiği bilgilerdir. Yazdığı bir mektup aynen şu şekildedir: “ "Şehzâde Mustafa, sultanın ilk oğlu. Annesi de Çerkes olan kadın. Şu anda Amasya'da ikamet ediyor. İranlılar'ın sınırında, İstanbul'dan 26 gün uzaklıktaki bir mesafede. Yıllık geliri 80 bin dükaya tekabül ediyor. Annesi de onunla birlikte yaşıyor ve oğlunun zehirlenmesini engellemek için her türlü önlemi alıyor. Onun için en tehlikeli şeyin zehir olduğunu, başka hiçbir şeyden korkmaması gerektiğini söylüyor. Mustafa'nın annesini büyük ölçüde sevip saydığı söyleniyor. Herkes onu çok seviyor ve herkes babasının yerine tahta çıkmasını istiyor. Yeniçerilerin de onun hükümdar olmasını istedikleri çok açık. Sultanın bütün kullarının arzusu da bu, çünkü ilk oğlu olmasından yanısıra çok dürüst, cömert ve cesur olması da herkesin onu istemesi için yeterli sebepler. Topraklarına gelen her yeniçeriye, sultanın kullarına, sadece çok iyi davranmakla, onları misafir etmekle kalmıyor, aynı zamanda çok güzel hediyeler de sunuyor. İşte sahip olduğu nâmı da böyle kazanmış. Her ihtiyaçları için yeniçeriler kendisine rahatça başvurabiliyorlar ve onun idaresinden bugüne kadar kimse sultana şikâyetçi olmamış. Babasına sık sık armağan olarak güzel atlar, ayrıca birkaç bin düka da gönderiyor ve bunu seve seve yaptığı çok belli. Şimdiye kadar babasına karşı hiçbir ters harekette bulunmamış. Hem de başka bir kadından olan diğer kardeşlerinin babasına yakın olduklarını bildiği, hatta biri sarayda yaşadığı halde. Bu konuda çok ılımlı. Söylediğim gibi herkes babasının ardından Şehzâde Mustafa'nın hükümdar olmasını bekliyor ve istiyor. Ancak değişik olaylardan dolayı şans Şehzâde Selim tarafına da düşebilir (Diğer ikisine çok fazla önem verilmemiş). Sultanın çok sevdiği annesinin planları ve çok yetkili olan Rüstem'in planları da bu doğrultuda. Yani sultanın ölümünden sonra Selim'in padişah olmasını desteklemek için şimdi planlar yapıyorlar. Bu yüzden paşa en önemli mevkilere kendine yakın, onun emrinde olan kişileri yerleştiriyor. Sancakların yanısıra, hem yeniçeri ağasını yerleştirdiği, hem de kardeşini kaptanıderya mevkilerine çıkardığı gibi. Paşa kaptanıderya olan kardeşinin görevden alınmaması için büyük çaba gösteriyor. Bu mevkiden kardeşini alsa bile yerine çok güvendiği başka birini koyacak. Zira Mustafa'nın tahta çıkmasını engellemek için bir donanma ile onun yolunu kesmekten daha iyi bir şey yok. Sultan Selim, İstanbul'a çok yakın. Hayatta kalmayı başarırsa, annesi de ölmezse, paşa da hazinenin ve sultanın paralarının sahibi olarak, kaza eseri bir ölüm ile Sultan Selim'i tahta oturtmak onlar için pek de zor olmaz. Herşeyi elde eden para aracılığı ile insanların kalbindeki Sultan Mustafa sevgisini kısa sürede silip atabilir. Bu şekilde kendisi de tahtı elinde tutmaya devam etmiş olacaktır. Ancak Mustafa'nın öldürülememesi durumunda ise Mustafa, hakettiği tahta çıkmak ve çıktıktan sonra da kaybetmemek için elinden geleni yapacaktır. Sultandan sonra tahta çıkan kim olursa olsun, herkesin bir korkusu var. Bunu Türkler de söylüyor: Bu taht meselesi oldukça kanlı olacağa benziyor ve bunun felaketlerin başı olduğunu düşünüyorlar. Bu konu ile ilgili olarak sultanın taht için kimi tercih ettiğini anlamak kolay değil çünkü hepsi onun oğlu ama yanında her zaman Rus karısı var ve bu kadın kendi oğullarını hep ön plana çıkarıp, sürekli Mustafa'yı kötülüyor. Ama Mustafa'nın tahta çıkması konusunda pek bir şey değiştiremeyeceğini de biliyor. Sultan da bu konuda bir şey yapamaz zira kendi ağzıyla Mustafa'nın tahta çıkacağını söyledi." „ —Bernardo Navagero Diğer bir veri ise Guillaume Postel'in Osmanlı gelenek-göreneklerini ve Osmanlı'nın siyasi durumunu anlattığı kitapta bulunmaktadır. 1536'da, Fransız kralı I. François, Kanuni Sultan Süleyman'la bir sözleşme imzaladı ve ardından resmi tercümanı ve tarihçisi Guillaume Postel'i yardımcı olarak Fransız elçisi olan Jean de La Forêt'in yanına, İstanbul'a gönderdi. Fransız tarihçi Guillaume Postel,"De la République des Turcs"(Türklerin Cumhuriyeti) adlı kitabında Şehzade Mustafa’nın iktidarı devralabilecek yaşa ve olgunluğa ulaştığını, tedbirli, ve son derece iyi eğitimli bir şehzade olduğunu yazmaktadır. Kişiliği Mustafa, şairdir (Mahlası Muhlisî[5]), hattattır (Elyazısı: Viyana, Şark yazmaları, No:998 de nesh ile yazılmış Süleyman-name). Manisa Bozdağ da, cami, saray, türbe, çeşmeler yaptırdı. Irakeyn ve Korfu seferinde (1534, 1536, 1537) ve Boğdan seferinde Anadolu muhafızı, 9. seferde (1541) İstanbul muhafızı oldu. Manisa Bozdağ da, cami, saray, türbe, çeşmeler yaptırdı. Görüntüsü ve tavırlarıyla dedesi Yavuz Sultan Selim'e çok benziyordu.[6] Şehzade Mustafa'nın bilhassa Amasya'dayken ilim meclislerinde bolca bulunduğu, devrin önemli müderrislerinden dersler aldığı ifade edilir. Celalzade Salih çelebi, Manisalı Senai Mehmed çelebi, Hayreddin Hızır efendi, Şems efendi, şair Lali çelebi, Karaçelebizade Hicri Mehmed Muhyiddin efendi, İstanbul kadısı, şair Muhyiddin Mehmed Hüseyni efendi gibi alimlerden dersler aldı. Şehzadenin hocalarından olan Mustafa Sürûrî Efendi, Bahrü'l- Maarif ve Zahiretü'l Müluk yazıp şehzadeye sunmuştur. Şehzadenin katli üzerine de Kanuni ile alakasını kesip bir daha görüşmemiş ve kendisine verilmek istenen bütün resmi vazifeleri de reddetmiştir.[7] Kanuni Sultan Süleyman'a yazdığı bir mektupta şu ifadeler geçmektedir. “ Cihan padişahı babası gibi adil, atası Sultan Selim gibi yavuz ve korkusuz, büyük atası Sultan Mehmet gibi zeki. Devlet-i Aliye'nin gördüğü en parlak şehzade. „ AilesiZevcesinin adı bilinmemektedir. 1525, Kırım doğumludur. Şehzade Mustafa'nın ölümünden sonra 1555 de, Pertev Mustafa Paşa ile evlendirilmiştir. Çocukları: Nergisşah Sultan: 1536 yılında Manisa'da doğdu. Damat Cenabi Ahmet Paşa (şair, tarihçi, Enderuni ve çeşnigirbaşı, 20 yıl kadar Anadolu Beylerbeyi) ile evlenmiştir. Şehzade Mehmed: 1546'da Amasya'da doğdu. Ölümü; 1553, Bursa. Şehzade Orhan: Ölümü; 1552, Konya. Şah Sultan: 1547 yılında Konya'da doğdu. 2 Ekim 1577'de öldü. Zevci Damat Abdülkerim Ağa. Ölümü ve Sonrası Taht yarışında Şehzade Mustafa’yı bertaraf edebilmek için Sadrazam Damat Rüstem Paşa tarafından sahte mektuplar ürettiği düşünülür. Bu mektuplar, Şehzade Mustafa’nın babası hayatta iken onun tahtına göz diktiğini ve isyan hareketlerine destekte bulunduğunu gösterir niteliktedir. Başlangıçta iddialara inanmayan Kanuni, güvendiği din alimlerinden tavsiye istedi. Güvenilen bir kölenin efendisinin parasını irtikap ettiğine ve ona karşı bir tuzak kurduğuna ilişkin hayali bir hikayeyle buna karşı ne yapılması gerektiğini sordu.[10] Aslında bu, Mustafa’nın isyan hareketlerine başvurduğuna ve babasının tahtına göz diktiğine dair endişelerinin çok uzağındadır. O dönemin alimlerinden olan Mehmet Ebussuud Efendi Süleyman’a şu cevabı vermiştir; “bu durumda köleye ölünceye kadar işkence yapılması uygundur.” Bu ifade, şeraite göre kendisine bir cinayet izninin verilmesi demektir, ancak bir fetva niteliği taşımamaktadır. Çünkü Şehzade Mustafa'nın yaşadıkları Süleyman'ın danıştığı hikayeden çok farklıdır. 1553 yılında Veziriazam Damat Rüstem Paşa İran seferi için hareketinden sonra Aksaray taraflarına gelince, orduyu durdurdu ve yeniçerilerin Şehzade Mustafa'ya yatkınlığı olduğunu ve askerin, ihtiyarlığı sebebiyle sefere çıkamayan padişahın Dimetoka da oturmasını, Mustafa'yı hükümdar olmasını istedikleri dedikodusunun yayılmakta olduğunu bildirmek için, sipahiler ağası olan, Kızıl Ahmedliler den Şemsi Ağa'yı (Şemsi Paşa) İstanbul'a yolladı ve padişahın bizzat askerin başında sefere çıkmasını arz ederek, Aksaray'dan ileri gitmeyip bekledi. Padişah bunu haber alınca Rüstem Paşa'yı geri çağırdı ve 1553 ağustos sonlarında kendisi İran seferine çıktı. Kütahya sancakbeyi Şehzade Bayezid'i Rumeli muhafazasında bulunmak üzere Edirne'ye gönderdi. Bolvadin'e gelince Saruhan sancakbeyi Şehzade Selim orduya gelerek el öptü. Bundan sonra padişah Aktepe konağına geldiği vakit, sefere çağrılan Şehzade Mustafa orduya iltihak ederek çadırı kuruldu. Ertesi gün şehzade babasının elini öpmek için otağ-ı hümayuna yürüdü. Çadıra girdiği zaman babasını göremedi, yedi dilsiz onu karşıladı ve hemen üstüne atılarak boğmak istedilerse de Mustafa bunların elinden kurtulup kaçarken, saray hademelerinden Zal Mahmud ağa arkadan yetişip şehzadeyi boğdu.Cesedi çadırın önüne bir İran halısı üzerinde bırakılmak suretiyle ölümü ilan edildi. Bu, aynı zamanda İran ile iş birliği yaptığı iddia edilen Şehzade Mustafa'nın durumunda bir mesaj niteliği taşıyordu. Cenazesi daha sonra Bursa’ya gönderilerek II. Murat türbesi yakınına defnedilmiştir. OSMANLI TARİHİNİN EN ACI OLAYI Kanunî’nin oğlu Şehzâde Mustafa’nın öldürülmesi Osmanlı tarihinin bugüne kadar unutulmayan en acı hadiselerinden biridir Şehzâde Mustafa, 1515’te babasının Manisa Sancakbeyliği sırasında doğdu. Annesi Mahidevran Hatun’du. 1520’de babasının tahta çıkması üzerine İstanbul’a geldi. 1533’te Manisa Sancakbeyliği’ne tayin edildi. Yeniçerilerin sevgisi Şehzâde Mustafa, Manisa Sancakbeyliği sırasında şairleri ve âlimleri himayesi altına aldı. Halka, ulemaya ve askerlere karşı cömert oldu. Şehzâde hemen herkes tarafından sevilerek saltanatın varisi olarak görüldü. Şehzâdenin bu şekilde geniş bir nüfuza sahip olması ve değişik halk kesimlerinden destek görmesi, Hürrem Sultan’ı huzursuz ediyordu. Hürrem Sultan’ın da etkisiyle Veziriazam Makbul İbrahim Paşa öldürüldü. Böylece Şehzâde Mustafa İstanbul’daki en büyük destekçisini kaybetti. Hürrem Sultan ise kızı Mihrimah Sultan’ı evlendirdiği Rüstem Paşa’yı ikbal merdivenlerinden çıkararak, Şehzâde Mustafa’ya karşı önemli bir müttefik buldu. Valilere mektup yazdı Kanunî, Hürrem Sultan’ın da tesiriyle Şehzâde Mustafa’yı saltanat merkezine daha yakın olan Manisa Sancakbeyliği’nden alarak yerine Şehzâde Mehmed’i tayin etti. Şehzâde Mustafa’yı da Amasya’ya gönderdi. Ancak Şehzâde Mehmed’in 1 yıl sonra 1543’teki beklenmedik ölümü Şehzâde Mustafa’yı tekrar şanslı duruma getirdi. Şehzâde Mustafa da bu arada valilere mektuplar yazarak çevresini genişletmeye çalışıyordu. Mahidevran Sultan, Amasya’da Şehzâde Mustafa’ya yol gösteriyor, oğlunu korumak için çabalıyordu. Venedik Elçisi Navagero, Hürrem Sultan ile Rüstem Paşa’nın Şehzâde Mustafa’yı engellemek için neler yaptıklarını da şöyle anlatır: Sahte mektuplar Gelişmelerin günden güne kendi aleyhlerine gittiğini gören Rüstem Paşa, gizlice şehzâdenin mührünü kazıttı. Şehzâde Mustafa’nın ağzıyla İran Şahı Tahmasb’a bir mektup yazdı. Sahte mektupta, şehzâde “padişah olması halinde Şah Tahmasb ile yakın bir dostluk kuracağını bildiriyor ve Şah’ın güzel kızı Feride ile evlenmek istediğini” söylüyordu. Rüstem Paşa, şehzâde adına yazdığı sahte mektubu Zeynel Bey vasıtasıyla İran şahına gönderdi. Şahın cevaben şehzâdeye yazmış olduğu mektubu da aynı yolla ele geçirdi. Rüstem Paşa çok büyük bir koz yakalamıştı. Gerektiğinde bu sahte mektupları padişaha gösterecek ve şehzâdenin sonunu hazırlayacaktı. Kanunî’ye iletti 1552’de Veziriazam Rüstem Paşa, İran seferine çıktı. Ancak Anadolu’daki asker ve halkın Şehzâde Mustafa’ya büyük muhabbet beslediklerine şahit oldu. Padişahın yaşlandığı ve Rüstem Paşa’nın da ortadan kaldırılması gerektiği yönünde dedikodular üzerine veziriazam, hemen bir adamını İstanbul’a göndererek meydana gelen olayları Kanunî’ye iletti. Bu arada daha önce Şah Tahmasb’a yazdığı sahte mektupları da Şehzâde Mustafa’nın aleyhine delil olarak gönderdi. Artık, Kanunî Sultan Süleyman tamamen oğlunun aleyhine dönmüştü. Özellikle, “Padişahın kalan ömrünü Dimetoka saraylarında ibadetle geçirmesi gerektiği” şayiası kendisini çok üzmüştü. Dedesi İkinci Bâyezid tahttan indirilerek Dimetoka Sarayı’na gönderilmiş ancak yolda aniden ölmüştü. Şehzâde Mustafa’nın öldürülmesi Sultan Süleyman, Rüstem Paşa’yı geri çağırarak seferin ertesi yıl bizzat kendi komutasında yapılacağını bildirdi. Kanunî, 28 Ağustos 1553’te ordusuyla Üsküdar’dan hareket etti. Ordu 5 Ekim’de Konya Ereğlisi yakınındaki Aktepe denilen mevkide konakladı. Orduya katılması talimatı verilen Şehzâde Mustafa, babasının kendisiyle ilgili düşüncelerinden habersiz, birlikleriyle babasının otağının 2 mil uzağına otağını kurdu. Uyarıları dinlemedi Şehzâde Mustafa, akşama doğru babasının otağından kendisine doğru üzerinde kâğıt bulunan bir ok atıldı. Kâğıtta babasının otağına kesinlikle gitmemesi, babasının onu öldüreceği yazılıydı. Şehzâde Mustafa bunu Rüstem Paşa’nın kendisine karşı bir hilesi olarak düşündü. Şehzâde Mustafa, çevresinin bütün uyarılarına rağmen babasının kendisini öldürteceğine inanmıyordu. Şehzâde Mustafa, padişahın çadırına girdiğinde elinde bir yayla tahtta oturan babasını hürmetle selamladı. Kanunî bu selama, “Ah köpek! Sende hâlâ beni selamlayacak cesaret var mı” diyerek arkasını döndü. Bu işaret üzerine iri cüsseli dilsiz yedi cellat şehzâdenin üzerine atıldılar. Şehzâde Mustafa böyle ani bir saldırı karşısında bile cellatlardan kurtulup, onları yere sermeyi başardı. Bu sırada karşısına çıkan Zal Mahmud Ağa, şehzâdeye çelme takarak onu yere düşürdü ve hemen kemendi boynuna geçirdi. Birkaç dakika sonra şehzâdenin cesedi çadırın dışına çıkarılarak bir İran halısının üzerinde teşhir edildi. Rüstem Paşa azledildi Olup bitenler Şehzâde Cihangir’i derinden yaraladı. Şehzâde Cihangir, kısa bir süre sonra vefat etti. Şehzâde Mustafa’nın ölümü ordu arasında derin bir üzüntü ve hoşnutsuzluk meydana getirdi. Rüstem Paşa azledilip, Şehzâde Mustafa’ya yakınlığı ile bilinen Kara Ahmed Paşa veziriazamlığa getirildi. Şehzâdenin cenazesi Bursa’ya gönderilerek defnedildi. Hürrem Sultan’ın kışkırtmasıyla, babasının intikamını alır gerekçesiyle Şehzâde Mustafa’nın 7-8 yaşlarındaki oğlu Şehzâde Mehmed de öldürüldü. Düzmece Mustafa Şehzâde Mustafa öldü ama arkasından en az 5 kişi ben Şehzâde Mustafa’yım diye isyan çıkardı. Şehzâdenin katlinden kısa bir süre sonra Dobruca’da ortaya çıkan bir kişi Şehzâde Mustafa olduğunu iddia etti. Şehzâdeye benzerliği ve cesareti ile etrafına Rumeli eyaletlerinden binlerce sipahiyi topladı. Düzme Mustafa bir müddet devlet güçlerini uğraştırdıktan sonra yakalanıp, İstanbul’da çengele geçirilerek öldürüldü. Arka arkaya isyanlar Düz­me­ce Mus­ta­fa is­yan­la­rı dur­ma­dı. 1557’de Ana­do­lu­’da Sa­fe­vi­le­r’­in de des­tek­le­di­ği bir is­yan çık­tı. Sul­tan Sü­ley­ma­n’­ın taht ko­nu­sun­da­ki en­di­şe­le­ri­ni sa­de­ce 1566 yı­lı­na ka­dar ye­ni­den or­ta­ya çı­kan Düz­me­ce Mus­ta­fa­lar can­lı tut­tu. 1564’te fark­lı böl­ge­ler­de iki Düz­me­ce Mus­ta­fa or­ta­ya çık­tı. Bir Düz­me­ce Mus­ta­fa ise 1565 Ha­zi­ra­nı­’n­da idam edil­di. Hürrem Sultan’a suçlama Şehzâde Mustafa ile ilgili birçok mersiye yazıldı. Kadın şair Nisâyî yazdığı mersiyede Hürrem Sultan’ı açıkça suçlamıştır: Bir Urus câdısınun sözin kulağuna koyup Mekr ü âle aldanuban ol acûzeye uyub Bâğ-ı ömrün hâsılı ol serv-i âzâda kıyup Bi-terahhum şâh-ı alem n’itdi Sultan Mustafâ Şâh-ı âlemsin veli halk tutdı senden nefreti Kimsenün kalmadı hergiz sana meyl-i şefkati Bâis olan müftiye irmesün Hak rahmeti Merhametsüz şâh-ı âlem n’itdi Sultan Mustafâ Nisâyi Unutulmayan MERSiYE Şehzâde Mustafa adına birçok mersiye yazıldı. Bunların en meşhuru Taşlıcalı Yahya’nınkidir: Meded, meded bu cihânın yıkıldı bir yanı Ecel celâlîleri aldı Mustafa Hân’ı. Dolundu mihr-i cemâli, bozuldu erkânı, Vebâle koydular âl ile Âl-i Osmân’ı. ............. Enîsi gâib erenler, celîsi ehl-i sefâ, Ziyâde ide yaşım gibi rahmetin mevlâ. İlâhi! Cennet-i firdevs ana durağ olsun, Nizâm-ı âlem olan Pâdişah sağ olsun!